Altında denize çıkmaya

Son dakika haberlerine göre Su altında 'maske ve eldiven' kirliliğiKORONAVİRÜS kısıtlamalarının kaldırılmasının ardından Antalya'da turistik ve sportif dalışlar gerçekleştiren ... Biz sık sık su altında temizlik çalışması yapıyoruz. Fakat birkaç gündür maske ve eldivenleri çok fazla görür olduk. Bunlar denize, dereler, nehirler ve su kanalları ... 'Koronavirüs sürecinde gündelik hayatımıza giren maske ve eldivenler son günlerde su altında karşımıza çok çıkmaya başladı. Biz sık sık su altında temizlik çalışması yapıyoruz. Fakat birkaç gündür maske ve eldivenleri çok fazla görür olduk. Bunlar denize, dereler, nehirler ve su kanalları aracılığıyla ulaşıyor. Yavruların yumurtadan çıkıp, denize ulaştığı sırada, bölgede oturan gönüllü hayvansever Güldane Şahin, denize ulaşana kadar caretta carettalara yardımcı oldu. ANTALYA’nın Alanya ilçesinde nesli tükenme tehlikesinde bulunduğu için koruma altında olan caretta caretta kaplumbağaları yumurtadan çıkarak, denize ulaştı. Bu sezon sahilde 250 yuva tespit edilirken, bunlardan 200’ünden yavru çıkışı oldu. Her bir yuvadan ise yaklaşık 70’e yakın yavru çıkarak, denize ulaştı. Koronavirüs kısıtlamalarının kaldırılmasının ardından Antalya'da turistik ve sportif dalışlar gerçekleştiren dalgıçlar, deniz dibinde insan eliyle ortaya çıkan kirliliği belgeledi.

Feanor ve Fingolfin Kimdir?

2020.06.15 21:35 snowieez Feanor ve Fingolfin Kimdir?

Feanor ve Fingolfin Kimdir?
En baştan uyarayım, biraz fazla uzun bir yazı. Feanor ve Fingolfin olmak üzere iki parta ayrılıyor. :D Bu ve Orta Dünya ile alakalı diğer yazılarım için uzun zaman önce açtığım bloğa bakabilirsiniz. İsteyenlere link; http://middle-earthh.blogspot.com/2015/02/feanor-ve-fingolfin.html

Feanor

Feanor

Feanor, Ağaçların Çağında Valinor’da Tirion kentinde doğmuştur. Babası Noldor’un Kralı Finwe, annesi ise Serinde Miriel’dir. Annesi Miriel, Feanor doğduktan hemen sonra ruhu bedeninden ayrılmıştır, çünkü bütün gücünü ve kudretini oğlu Feanor’a geçirmiştir. Böylece doğmuştur Noldor’un en kudretlisi, Valinor’un altın ışıkları içinde.. Diğer ismi (babasının verdiği isim), Curufinwe’dir.
Miriel doğumdan sonra bedeni kötü duruma gelince, Finwe Manwe’nin huzuruna çıkıp ondan nasihat istemiş, o da Miriel’i Lorien’de Irmo’nun bakımına vermiş ve orada uykuya dalmış Miriel. Bedeni uyur gözükmüş fakat ruhu bedeninden ayrılıp çoktan Mandos'un Salonlarına gitmiş ve bir daha hiç dönmemiş. Finwe bu duruma çok üzülmüş, sık sık Lorien’e onu ziyarete gitmiş fakat o bir daha hiç uyanmamış, bir süre sonrada Finwe bir daha Lorien’e gitmemiş. Sonra Finwe tüm sevgisini oğlu Feanor’a vermiş, Feanor’un içinde tutuşan gizli bir alev varmış gibi hızla büyümüş. Uzun boylu, güzel yüzlü, iradesi güçlü, gözleri delip geçercesine parlak, saçları kuzguni siyahmış; tüm hedeflerini hırsla ve yolundan dönmeden kovalamaktaymış.
O zamanlar ve sonrasında Noldor arasında aklı en kurnaz, eli en becerikli olan oymuş, Gençlik döneminde bilge Rumil’in eserini geliştirerek Eldar’ın sürekli kullanacağı harfleri tasarlamıştır. Ayrıca değerli taşların oldukları hallerden nasıl daha büyük ve daha parlak olabileceklerini ilk o keşfetmiş.

https://preview.redd.it/ojegavwik4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=21156a67a1266aa7ce75f0bd48b1ac0399d51581
Feanor daha sonraları, Noldor arasında Aule’nin en sevdiği Mahtar isimli ulu bir demircinin kızı olan Nerdanel ile evlenmiştir. Feanor ve Nerdanel’in yedi çocuğu olmuştur. Bunlar; Uzun Maedhros, sesi ülkenin ve denizlerin ötesinden duyulan güçlü şarkıcı Maglor, kumral Celegorm, esmer Caranthir, babasının el becerisinin çoğunu miras almış olan becerikli Curufin, huyları ve yüzleri birbirlerine benzeyen en küçükler olan ikiz Amrod ve Amras'tır.
Finwe, karısı Miriel’in ölümünden sonra tekrar evlenmiştir. İkinci eşi bir Vanyar Elfi olan İndis’tir. Finwe ile İndis’in daha sonraki günlerde; Finarfin ve Fingolfin isimli iki çocukları daha olmuştur. Kardeşler içerisinde dil ve el becerisinde en kudretlileri Feanor’du, ruhu bir alev gibi yanıyordu. Fingolfin ise en güçlü, en metin ve en cesur olanlarıydı. Finarfin ise en iyi, yüreği en bilge olandı.

https://preview.redd.it/tlyesnhjk4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=4f32cf7f6c4a4ca6c812ce2c686cc80b72bb35b4
Feanor’un annesine düşkünlüğü yüzünden, İndis ve oğulları Fingolfin ve Finarfin’e kin duymaktaydı, içlerinde en çokta Fingolfin’i sevmezdi, çocukluklarında bile onlarla sürekli bir rekabet içindeydi. Sürekli başı dik gezerdi ve kendisini kardeşlerinden daha üstün görürdü ve belki de öyleydi, fakat böyle düşünmesi bile onun kalbini daha da köreltmekteydi…
Bütün bu olaylar gelişirken Melkor’un cezası sonuna geldi ve Mandos’un Zindan’larından çıkartılarak tekrar Manwe’nin huzuruna çıkartıldı. Bütün Valar ve Maiar ordalardı, Eldar’ın da çoğu oradaydı. Melkor affedildi ve Valmar sınırlarında yaşamasına izin verildi. Lakin Ulmo ve Tulkas ona aldanmadılar.
Feanor’un düşüncelerinde yeni bir fikir oluşmaktaydı. Ağaçların ışığının nasıl korunabileceğini düşündü uzun bir süre. Sonra uzun ve gizli bir işe girişti, tüm ilmini ve ince hünerlerini bir araya getirdi; her şeyin sonunda Silmaril’leri yarattı. Üç büyük mücevher şeklindeydiler. Arda Krallığında ona zarar verebilecek hiçbir güç yoktu. Feanor, Mücevherlerin iç ateşini Valinor Ağaçları’nın uyumlu ışığından yaratmıştı. Silmaril’ler böylece canlı varlıklar haline gelmişlerdi. Herkes Feanor’un eserlerinin önünde şaşkınlık içinde kaldı. Varda, Silmarilleri Kutsadı; içinde kötülük olan hiçbir kimse onlara el süremesin diye büyüledi. Feanor, taşları Valar’ın korumasına bırakmadı, çünkü onları o kadar çok seviyordu ki, kimselere güvenemezdi. Bu yüzden onları Tirion’da ki Hazine odasının derinliklerine kapattı, babası ve oğulları haricinde kimsenin görmesine izin vermedi.
https://preview.redd.it/m2ryv2vjk4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=179407ad3b01f365d4918f32213df17e91eb8230
Feanor ve Silmariller

Feanor ve Silmariller

Melkor’da Feanor’un yarattığı Üç Taş’ı yakından izlemişti ve içinde onlara karşı bir istek ve hırs oluşmuştu. Melkor, Silmaril’leri istiyordu... Böylece işe koyuldu ve Valar’ı Eldar’a kötülemeye çalıştı, başlarda ufak yalanlarla, sonra ise büyük iftiralarla. Noldor’u hiç sevmedi ve onlara; Valar’ın onları Aman’a hapsettiğini ve Orta Dünya’yı onlardan esirgediklerini söylüyordu. Noldor bu sözlere pek aldırmasa da yine de etkilendi. Feanor’da duydu bu sözleri, içinde özgür olmak ve başka topraklara gitme hissi daha da ateşlendi. Dahası Melkor, Noldor’u da kendi içinde düşürmeye çalıştı, Feanor ile İndis’in oğullarının arasını açtı. Sonunda Melkor başarılı oldu ve Valinor’un parlak günlerinin sonunu getirdi; Feanor artık açık açık özgür olacağını, dış dünyaya, Orta Dünya’ya göç edeceğini ve eğer gelirlerse Noldor’u da esaretten kurtaracağını söylüyordu ve Valar’ın hükmüne karşı çıkıyordu. Fingolfin, Feanor’un kendini sanki bir kralmış gibi görmesinden rahatsız olmuş ve bu konuyu babası ile konuşmak için Tirion’un sarayına gitmiş, Feanor onu orada görmüş ve kendisini babasına kötülediğini düşünerek olaya girmiştir. Bu durum üzerine Fingolfin hiçbir kelime etmeden saraydan ayrılmıştır. Feanor onu takip edip dışarıda onu sıkıştırmış ve kılıcını çekip tehtid etmiştir. Bunun sonucunda Valar, Feanor’u huzurlarına çağırdı. Sonunda her şey açığa çıktı ve Melkor suçlandı, Tulkas derhal ayrılarak Melkor’u aramaya gitti. Lakin bu Feanor’un suçunu hafifletmedi. Feanor 12 yıllık bir sürgüne mahkum edildi. Bu sürgüne babası da onunla geldi. Ayrıca yedi çocuğu da onunla birlikte gitti. Bu süre içinde Fingolfin, Tirion’da ki Noldor’u yönetti.
Sürgün bitti ve Feanor ve maiyeti Formenos’a geri döndü. Bir süre sonra Melkor açık açık Formenos’a gelerek Feanor'la konuştu. Fakat Feanor onu evinden kovdu. Melkor bir süre kimselere gözükmedi. Valar dostluk için bir divan daha topladı ve bütün Eldar’ı çağırdı. Birçok kişi geldi, gelenler arasında Feanor ve Fingolfin’de vardı. Finwe, Formenos’da kalmıştı. Divan sırasında Fingolfin ve Feanor’a barışmaları emredildi ve Fingolfin, Feanor’un çizdiği yoldan gitmeye yemin etti. Bu divan sürerken Melkor, Ungoliant isimli bir başka güç ile iki ağaca saldırmış ve ışıklarını söndürmüştü. Haber Manwe’nin divanına ulaştı, inanılmaz bir kargaşa çıktı, Tulkas ve Orome hemen ayrıldılar. Ağaçların yanına gittiler, hemen arkalarında da birçok Eldar geliyordu fakat ışık sönmüştü, Melkor orada yoktu. Eldar ve Valar ağaçların yanındayken Melkor ve Ungoliant Formenos’a gittiler ve kapıları kırıp içeri girdiler, orada kral Finwe önlerine dikildi. Melkor tek bir hamlede Finwe’yi öldürüp cansız bedenini yere serdi. Ardından hızla hazine odasına gidip tüm hazineleri ve Silmariller’in olduğu sandığı da alarak kuzeye doğru kaçtılar oradan Helcaraxe geçitlerine gittiler ve Orta Dünya topraklarına girdiler. Formenos’taki olaylar bir yıldırım gibi ulaştı Valar'a ve Noldor’a. Feanor ve Fingolfin acı içinde ağladılar. Tam o sırada Feanor intikam için yemin etti ve her nereye giderse gitsin Melkor’u takip edeceğini ve Silmarilleri ondan alacağını söyledi.
…ve böylece başladı orta dünyaya yolculuk, Feanor Tirion meydanında konuştu ve halkının büyük bir kısmını ikna etti, Fingolfin de yemini üzerine, Feanor ile gideceğini açıkladı ve birçok Noldor yolculuğa çıktı, Finarfin ve onun isteğini dinleyen Noldor da gideceklerdi. Yolculuk başladı Alqualonde limanlarına vardılar orada Teleri’den yardım istediler, fakat Teleri yardım etmeyi reddetti. Feanor ve çocukları Teleriyle savaştı. Bu savaş ilerde “Kardeş Katliamı” olarak adlandırıldı. Fakat Fingolfin geriden geldiği için savaşmadı. Bu savaşın sonunda Mandos gökte belirdi ve hükmünü açıkladı; Noldor lanetlemişti, bu yolculuk onların sonu olacaktı. Fakat Feanor vazgeçmedi gemileri aldı, Fingolfin’de devam etmek zorundaydı. Fakat Finarfin ve halkı gitmekten vazgeçtiler ve Tirion’a geri döndüler. Feanor limandan gemilerle Ayrıldı fakat Fingolfin’e ve halkına ihanet etti ve onları gemilere aldırmadı. Fingolfin Feanor’a kızdı ve ne olursa olsun dönmeyeceklerini açıkladı ve Helcaraxe geçidine yöneldiler, bir çok Noldor öldü.
Feanor, Beleriand’a girdi ve savaş için hazırlandı, Angband’a öncüler yollayıp gözetletti. Ve Noldor’un Beleriand’daki ilk savaşı başladı, bu savaşa “Dagor-nuin-giliath” anlamı ise “Yıldızların Altındaki Savaş”tır. Elfler büyük bir zafer kazandılar,savaşın bitmesine yakın Feanor, hırslanıp yanında birkaç arkadaşı ile birlikte Angband'ın kapısına kadar at sürmüştür, pusuda yatmış olan Balrog’lar bir anda ortaya çıkarak grubu çember içine almıştır, uzun süre mücadele eden Feanor en sonunda aldığı yaraların sonucunda zayıf düşmüş ve bedeni Balrogların efendisi Gothmog tarafından yere çarpılmıştır, tam bu sırada yetişen oğulları babalarının yardımına gelmiş onu kurtarmışlardır, ama en büyük oğul Maedhros, Morgoth'a esir düşmüştür. Geri dönüş yolunda Feanor öleceğini anlayıp oğullarına durmalarını emretmiştir. Son sözleri ise, ne olursa olsun Morgoth’un peşini bırakmamaları ve ne pahasına olursa olsun Silmarilleri geri almaları üzerine olmuştur.
Feanor acı içinde ölmüştür, ruhunun alevi oracıkta bedenini küle çevirmiştir. Geriye ise hiçbir şey kalmamıştır. Noldor’un en kudretlisi de Arda topraklarına böylece veda etmiştir…

https://preview.redd.it/yibvltdqk4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=af62b196aceb14ab414a3aa4a93a6069915b6edc
Feanor iyi-kötü bir çok şey yapmıştır, Feanor olmasaydı Eldar'ın en güçlü halkı Noldor'un tarihi, hatta Orta Dünya'nın tarihi bu kadar uzun olmazdı... Her şey bittiğinde Eldar kulaklarında Feanor'un sözleri hep çınladı ve kararan Valinor'un simgesi hiç kaybolmadı gözlerinden. İşte Feanor'un binlerce yıl geçmesine rağmen hafızalardan silinmeyen sözleri;
"Neden, Ey Noldor halkı, neden bizi koruyamayan, hatta kendi topraklarını bile Düşman'ına karşı koruyamayan kıskanç Valar'a hizmet edelim? O, düşmanları olduğu halde, akrabaları değilmi? İntikam, bu yüzden beni çağırdı, ama öyle olsa bile, bundan sonra babamın katili ve hazinemin hırsızının akrabalarıyla aynı topraklar üzerinde yaşamayacağım. Bu cesur halk arasındaki tek cesur ben değilim. Hepiniz kralınızı kaybetmediniz mi? Kaybedecek daha neyiniz var ki dağlar ve deniz arasındaki bu dar toprağa takılıyorsunuz? Bir zamanlarda Valar'ın Orta Dünya'dan esirgediği ışık vardı ama şimdi karanlık her yere yayıldı. Pusun tacizine uğrayan ve nankör denize boşuna göz yaşı döken gölgelenmiş bir halk olarak sonsuza dek burada kıpırdamadan yas mı tutacağız? Yoksa yurdumuza mı döneceğiz? Özgür halkın yürüdüğü Cuivienen'de, bulutsuz yıldızların altında tatlı sular akıyor, geniş toprakları etrafa uzanıyor. Hepsi orada, delilik ederek terk ettiğimiz her şey orada hala bizi bekliyor. Gelin dönelim! Bırakın bu şehri korkaklar korusun."
Noldor'un hatırladığı başka bir şey daha vardı, hatıraları canlandıkça hala acı içinde ağlarlar.

Mandos'un kehaneti
"Sayısız gözyaşı dökeceksiniz. Valar, Valinor'u size karşı kapatacak ve sizi dışarıda bırakacak, böylece ağıtınızın yankısı bile dağları aşamayacak. Valar'ın gazabı Batı'dan Doğu'nun en ucuna dek Feanor Hanedanı üzerine yayılacak, onları izleyenlerinde üzerine yayılacak. Yeminleri onları sürükleyecek, onlara ihanet edecek. İyi başlayan herşey kötü bitecek; Akrabanın akrabaya ihanetiyle, ihanete uğrama korkusu doğacak. Onlar sonsuza dek mahrum edilenler olacak.
"Siz haksız bir şekilde akrabalarınızın kanını döktünüz, Aman topraklarını lekelediniz. Kana karşı kan vereceksiniz ve Aman'ın ötesinde Ölüm'ün gölgesinde yaşaycaksınız. Bunun için Eru sizin Ea'da ölmemenize karar verdi; ve hiçbir hastalık sizi ele geçiremeyecek ama katledilebilirsiniz ve katledileceksiniz: silahla, işkenceyle ve kederle; sonra yurtsuz ruhlarınız Mandos'a gelecek. Orada bedenlerinizi özleyerek bekleyeceksiniz ve katlettikleriniz gelip sizin için yalvarırlarsa biraz merhamet bulabileceksiniz. Orta Dünya'da kalıp Mandos'a dönmeyenler, büyük bir yük taşıyormuşçasına bitkinleşecekler, gittikçe solacaklar ve arkalarından gelecek daha genç ırkın önünde pişmanlık gölgeleri olacaklar. Valar konuştu"
... işte böyle son bulur Noldor'un yazgısı...
https://preview.redd.it/h35aj6tqk4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=8cae07d7951c9653eaab65e365ecd81c7ec963b6

Fingolfin

Fingolfin

Noldor’un kralı Finwë idi. Finwë’nin oğulları ise Fëanor ve Fingolfin ve Finarfin; yalnız Fëanor’un annesi Serinde Miriel iken, Fingolfin ile Finarfin’in anaları Vanyar soyundan Indis idi.
Eşi göçüp gittikten sonra, vakti saati gelince Güzel Indis’i aldı Finwë ikinci eşi olarak.
Babasının düğününü hiç de hoş karşılamadı Fëanor ve ne Indis'e, ne de oğulları Fingolfin ve Finarfin’e içten bir sevgi besledi.
Fëanor, dilinde de elinin becerisinde de en kudretli olandı ve kardeşlerinden üstündü, ruhu tutuşmuş, alev alev yanıyordu. Fingolfin en güçlü, en sebatkar ve gözü pek olanlarıydı. Finarfin ise en adil, yüreği en bilge olandı; sonraları Olwë’nin oğulları, yeni Teleri’nin efendileri ile dost oldu ve Olwë’nin kızı, Alqualonde’nin kuğu-bakiresi Eärwen’i eş olarak aldı.

https://preview.redd.it/zfmgkfnfl4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=50fa52d99013d2f56aea2c039e7df37b601720a2
Fingolfin’in oğulları, sonradan dünyanın kuzeyinde Noldor’un başına geçen Fingon, Gondolin’in efendisi Turgon idi, kız kardeşleri Ak Aradhel’di. Eldar’da geçen yıllarında henüz ağabeylerinden küçüktü, fakat sonradan serpilip güzelleşti ve uzayıp güçlendi; ormanda ata binip avlanmayı çok sevdi. Genellikle akrabaları Fëanor’un oğulları ile birlikteydi, fakat hiçbirine kaptırmadı yüreğini. Saçları koyu, teni solgun olduğu ve gümüş rengi ile beyazdan başka renkte kıyafet giymediği için Ar-Feinel, yani Noldor’un Ak Hanımı derlerdi ona.
Aman’da herkesin saygı ile önlerinde eğildiği Finwë’nin büyük oğulları Fëanor ve Fingolfin yüce prenslerdi, fakat şimdi sahip oldukları haklar ve mal mülk yüzünden kibre ve kıskançlığa kapılıp gitmişlerdi. Ardından Melkor, Eldamar’da ortalığa yalanlar yaydı ve Fëanor’un kulağına şu dedikodu ulaştı: Güya Fingolfin ve oğulları, Finwë’nin ve büyük oğlu Fëanor’un hakimiyetine el koymak ve onların yerine geçmek için entrikalar hazırlıyorlardı; Valar’ın da izniyle oluyordu tüm bunlar, çünkü Silmariller kendi korumalarına bırakılmayıp da Tirion’da tutuldukları için onlar da hoşnutsuzlardı. Fingolfin ve Finarfin’e ise şu sözler söylendi: “Aman dikkat! Miriel’in kibirli oğlunun, Indis’in oğullarına karşı sevgisi daima kıt olmuştur. Şimdi büyüyüp güçlendi ve babasını kendi tarafına çekti. Çok geçmez, en yakın zamanda sizi Tuna’dan ötelere sürecektir!”
Işte böylece Melkor yalanlar ve çirkin dedikodular ve yanlış öğütlerle Noldor’un yüreklerinde bir çatışma ateşi yaktı ve onların kavgası sonunda Valinor’un parlak günleri sona erdi; eski ihtişamının akşamı gelip çattı.
Çünkü Fëanor, Valinor’dan ayrılıp dünyaya yeniden dönebileceğini ve onun peşinden gittikleri taktirde Noldor’u esaretten kurtarabileceğini haykırarak, Valar’a karşı alenen isyankar sözler etmeye başladı.
Ardından Tirion’da müthiş bir huzursuzluk baş gösterdi ve Finwë sıkıntıya düşüp tüm reislerini divana çağırdı. Fakat Fingolfin hışımla evine gelerek karşısında dikildi ve şunu söyledi:
“Kralım ve babam, pek yerinde bir biçimde Ateşin Ruhu adını almış kardeşimiz Curufinwë’nin kibrini zapt etmeyecek misiniz? O kim alıyor da, kral kendisiymiş gibi halkımız adına konuşuyor? Uzun süre evvel Quendi’nin karşısına geçip, Valar’ın Aman’a gelmemiz için yaptığı çağrıyı kabul etmelerini emreden sizdiniz. Orta Dünya’nın tehlikeleri içinden Eldamar’ın ışığına doğru uzanan zorlu yol boyunca Noldor’u sürükleyen sizdiniz Şimdi eğer bundan pişmanlık duymuyorsanız, en azından iki oğlunuzu sözlerinizle ödüllendirmeniz lazım geliyor.”
Ama Fingolfin daha sözlerini tamamlamadan Fëanor koca koca adımlarla odaya girdi; tepeden tırnağa silahlıydı: “Işte böyle, tam da tahmin ettiğim gibi,” dedi. “Üvey kardeşim, her meselede olduğu gibi bunda da babamı yanına alıp, önüme geçecektir.” Sonra Fingolfin’e dönüp kılıcını çekti ve bağırdı: “Çekil git karşımdan ve ait olduğun yere dön!”
Fingolfin, Finwë’nin önünde eğildi ve Fëanor’a bir laf yahut tek bir bakış bile atmadan, odadan çıkıp gitti. Ama Fëanor peşi sıra çıktı ve kralın evinin kapısında yolunu kesip parlak kılıcının ucunu Fingolfin’in göğsüne dayayıverdi.
“Bak üvey kardeşim! Bu kılıcın ucu senin dilinden keskindir. Yerimi ve babamın sevgisini de zorla elimden almayı hele bir dene; o vakit belki Noldor halkı, esirlerin efendisi olmaya hevesli birinden kurtulur!”
Finwë’nin evi Mindon’un dibindeki büyük meydanda bulunduğu için, bu sözler pek çok kişinin kulağına gitti, fakat Fingolfin yine cevap vermedi ve kalabalığın içinden sessizce geçip kardeşi Finarfin’i aramaya gitti.
Esasında Noldor arasındaki huzursuzluk Valar’dan gizlenmemişti, ama bu huzursuzluğun tohumları karanlıkta ekilmişti; bu yüzden, tüm Noldor kibre bulandıkları halde, inadı ve küstahlığıyla meşhur Fëanor, onlar aleyhinde sözler söylediği için hoşnutsuzluğun elebaşı diye bellendi. Ve Manwë kederlense bile yalnızca olanları izledi ve tek söz söylemedi. Valar, Eldar’ı topraklarında kalmakta ve gitmekte hür olmaları şartıyla getirmişlerdi; ayrılışları çılgınlık olarak görseler bile onları yollarından döndüremezlerdi. Fakat artık Fëanor’un yaptıklarının göz yumulur hali kalmamıştı, Valar öfkelenmiş ve yılmışlardı; ettiği lafların ve giriştiği işlerin hesabını versin diye Valmar’ın kapısında huzurlarına çıkmaya çağırdılar onu. Bu meseleye karışan ya da bir şeyler bilen diğer herkes de çağrıldı ve Hüküm Çemberi’nde Mandos’un huzurunda duran Fëanor’a sorulan tüm soruları cevaplaması emredildi. Nihayet meselenin ötesi berisi açıklığa kavuştu ve Melkor’un başlarına açtığı bela ortaya döküldü; bunun üzerine Tulkas derhal divanı terk etti ve onu tekrar yargılanması için getirmeyi gitti. Fakat Fëanor suçsuz ve günahsız bulunmadı, çünkü Valinor’un huzurunu bozup, soyundan gelene kılıç çekmişti ve Mandos ona hitaben şöyle söyledi:
"Esaretten bahsediyordun. Eğer esaretse bu, kaçıp gidemezsin, çünkü Manwë yalnız Aman’ın değil, tüm Arda diyarının kralıdır. Ve senin bu yaptıkların ister Aman’da ister başka yerde, meşru değildir. Bu yüzden işte bu hükme uğradın: On iki yıl boyunca, tehdidin ağzından çıktığı yerden, Tirion’dan ayrı kalacaksın. Bu süre zarfında düşün taşın, kim olduğunu, ne olduğunu hatırla. Diğerleri de seni affederler ise, o vakitten sonra bu mesele kapanıp nihayete kavuşmuş olacak.”
Sonra Fingolfin söz aldi ve, “Ağabeyimi affedeceğim,” dedi. Fakat Fëanor tek bir söz söylemedi; Valar’ın huzurunda öylece dikildi. Ardından dönüp çıktı divandan ve sonra da Valmar’ı terk etti.
Onunla birlikte yedi oğlu da gitti sürgüne; kuzey taraflarındaki tepelerde sağlam bir yurt ve hazine edindiler ve Formenos’ta bin bir çeşit cevher ile silah istiflediler; Silmariller ise demirden bir bölmeye kaldırıldı. Kral Finwë de, oğlu Fëanor’a duyduğu sevgi yüzünden çıkıp buraya geldi ve Tirion’da Noldor’un başına Fingolfin geçti. Fëanor kendi yapıp ettikleri bütün bu olaylara çanak tuttuysa da neticede Melkor’un tohumlarını ektiği husumet sürüp gitti ve uzun bir müddet boyunca Fingolfin’in ve Fëanor’un oğulları arasında baki kaldı.
Manwë, Noldor arasında baş göstermiş olan kötülüğe şifa bulmayı kafasına koymuştu ve prensler arasındaki derdin kederin bir kenara bırakılıp Düşmanın yalanlarının hafızalardan silinmesi için herkes Manwë’nin evine davet edilmişti.
https://preview.redd.it/v6d84q7gl4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=feaf04dc6ba2dcfa6670080b26ddb4feeee7b251
Vanyar çıkıp geldiler şölene, Tirion'lu Noldor’la Maiar da toplandılar bir araya; Valar'da tüm güzellikleri ve ihtişamları ile dizildiler yan yana ve Manwë ile Varda’nın muazzam salonlarında, çıkıp karşılarına şarkılar söylediler, batıda kalan Ağaçlara dönük yemyeşil yamaçlarda dans ettiler. O gün bomboş kaldı Valmar sokakları ve Tirion’un merdivenlerde çıt çıkmadı ve tüm diyar huzur içinde uykuya yattı. Sadece dağların öte tarafındaki Teleri hala şarkılar söylüyordu denizin kıyısında, çünkü ne mevsimler ne de zaman pek umurlarında değildi onların ve Arda hükümdarlarının meselelerine ya da henüz onlara dokunmamış olan Valinor üzerindeki gölgeye hiç akıllarını yormuyorlardı.
Manwë’nin tasarladığı şölenin tadını kaçıran tek bir şey oldu. Manwë’nin sadece Fëanor’a gelmesini emrettiği için, o da yalnız başına geldi; Finwë onunla birlikte gelmedi, Formenoslu diğer Noldor da. Şöyle söylemişti çünkü Finwë:
“Oğlum Fëanor’un Tirion’a gidememe cezası sürdükçe, ben de el çekiyorum krallıktan ve görüşmüyorum kendi halkımla.”
Ve Fëanor geldi, ama ne şölen giysileri içindeydi, ne de takılara bezenmişti, gümüş, altın yahut başka bir değerli taş yoktu üzerinde; Valar ile Eldar’ı Silmarillerin görüntüsünden mahrum etti ve onları Formenos’taki demir bölmede kilitli bıraktı. Yine de Manwë’nin tahtı önünde karşı karşıya geldi Fingolfin’le ve barıştı, sözde; Fingolfin ise kılıcın kınından çıkmasının lafını bile etmedi. Fingolfin elini uzatıp şunları dedi: “Söz verdiğimi şimdi yapıyorum ve yaşadığımız tatsızlığı unutuyorum.”
Fëanor sessizce uzanıp tuttu elini, ama Fingolfin sözlerini sürdürdü “Kan bağıyla üvey, yürek bağıyla öz kardeşin olacağım. Sen rehberim olacaksın, ben peşin sıra geleceğim. Hiçbir keder ayırmasın bizi.”
“Duydum sözlerini,” dedi Fëanor. “Öyle olsun.” Fakat ikisi de sözlerinin taşıyabileceği anlamdan habersizdi.
Derler ki Fëanor ve Fingolfin henüz Manwë’nin huzurunda iken, her iki Ağacın da ışıldadığı bir anda birbirine karıştı ışıklar ve sessiz Valmar şehri gümüş ve altın rengi bir parıltıya boğuldu. Tam o saatte Melkor ve Ungoliant ağaçları yok etti.
Haber şölene ulaşınca Manwë, Fëanor’a Silmarilleri verip veremeyeceğini sordu. O sırada başka bir haber şölene ulaştı. Morgoth, Fëanor’un evine gidip Finwë’yi öldürmüş ve silmarilleri çalmıştı.
O zaman Fëanor ayrıldı. Sonra korkunç bir ant içti. Yedi oğlu da hep birden onun etrafına atılıp aynı yemini ettiler ve kılıçları, meşalelerin göz kamaştıran ışığında kan kırmızısı parıldadı. Yeminlerini bozmayacaklarına Iluvatar adına söz verdiler ve bozarsak eğer, kavlimizi, Ebedi Karanlığa gömülelim dediler. Mänwe’yi, Varda’yı ve kutlu Taniquetil Dağı’nı şahit gösterip, ister Vala, ister Iblis, Elf yahut henüz doğmamış Insan, küçük büyük, hayırlı veya belalı, günlerin sonuna dek, zamanın doğuracağı her cinsten varlığı, Silmarillerin tekini bile ellerine almaları, çalmaları, yahut da saklamaları durumunda, Dünya’nın sonuna dek intikam ve nefret hisleriyle takip edeceklerine ant içtiler.

Feanor ve Oğullarının Yemini
Bu yemin Fingolfin’i de bağlıyordu, çünkü Fëanor’a, onu hep takip edeceğine dair yemin etmişti.
Fëanor, Morgoth’un peşinden Orta-Dünya’ya geçecekti ve Teleri’den yardım istemek için Alqualonde’ye gitti. Fakat Teleri Elfleri yardım etmeyince Fëanor öfkelendi. Kuğular Limanına gidip oradaki gemileri zorla almaya karar verdi. Fakat Teleri, Fëanor’a karşı koydu ve her iki taraf da büyük kayıplar verdi, ama Noldor’un öncü kolunun imdadına Fingolfin’in öncü topluluğu ile Fingon yetişti. Bir çarpışmanın gerçekleştiğini ve akrabalarının yenildiğini görüp, kargaşanın nedenini falan öğrenemeden öne atıldılar; bazıları ise Teleri’nin Valar’ın emri üzerine, Noldor’un yollarını kesmeye çabaladıklarını düşünmüşlerdi.
Sonunda Teleri yenilgiye uğratıldı ve Alqualonde’de yaşayan denizcilerin büyük bir bölümü katledildi. Çünkü hem Noldor haklı öfkeye ve umutsuzluğa kapılmış, hem de, büyük çoğunluğu incecik yaylardan başka bir şey taşımayan Teleri halkı güçsüz kalmışlardı.

İlk Akraba Kıyımı
Her şeye rağmen Noldor’un büyük bir kısmı katı ve fırtına dindiğinde devam ettiler, fakat onlar ilerledikçe yol daha da uzuyor, daha da korkunç bir hale geliyordu. Hadsiz hesapsız karanlık içinde upuzun bir zaman yürüdükten sonra, dağlık ve soğuk Araman çöllerinden geçip nihayet Korunaklı Ülke’nin kuzey sınırlarına vardılar. Burada aniden, bir kayanın üzerinde dikilmiş duran ve aşağıdaki sahile doğru bakan bir karaltı gördüler. Bazıları bunun, Manwe’nin gönderdiği sıradan bir haberci değil, Mandos’un ta kendisi olduğunu söyler. Neyse, Noldor yüksek bir ses duydular, yüksek olduğu kadar da tumturaklı ve ürkütücü bir ses; onlara durup dinlemelerini emrediyordu. Ardından hepsi birden durdu, put kesildiler ve Noldor halkı bir baştan öbür başa dek, hep birlikte, Kuzey’in Kehaneti ve Noldor’un Hükmü diye anılan laneti ve kehaneti bildiren bu sesi duydu. Söylenenlerin pek çoğu, Noldor’un başlarına gelene dek anlamadıkları acıları, karanlık bir dille haber veriyordu; ne kalabilecek, ne Valar’ın affını yahut hükmünü isteyebileceklerdi, anladıkları kadarıyla lanet buydu.
Yine de Fëanor yeminine sadık kalarak yoluna devam etmeye karar verdi. Fakat Finarfin yürüyüşten ayrıldı.
Nihayet Noldor, Arda’nın kuzey ucuna ulaştılar ve denizde süzülen ilk buz parçalarını görünce Helcaraxe’ye pek bir yolları kalmadığını anladılar. Doğuya kıvrılan Aman toprakları ile Endor’un batıya uzanan doğu kıyıları ( işte Orta Dünya burasıydı ) arasından Kuşatan Deniz’in buz gibi suları ile Belegaer’in dalgalarının bir olup aktığı daracık bir boğaz uzanıyordu; burası nefes kesen soğuğun uçsuz bucaksız sisi ve pusuyla, bir de denizin akıntıları, buz tepelerinin çarpışmaları ve derinlere gömülmüş buzların gıcırtıları ile doluydu. Böylesi bir yerdi Helcaraxe ve o zamana dek Valar ile Ungoliant dışında kimse buraya ayak basacak kadar gözü pek çıkmamıştı.
Noldor burada durdu ve Orta Dünya’ya nasıl geçebileceklerini tartışmaya başladılar. Orta Dünya’ya gemi ile geçmeye karar verdiler fakat gemilerin sayısı az olduğu için önce Fëanor’a bağlı grup geçti Orta-Dünya’ya.
Fakat karaya çıkar çıkmaz, Morgoth’un yalanları aralarına girmeden evvel Fingon’un dostu olan büyük Maedhros, Fëanor’a şöyle söyledi:
Peki, şimdi hangi gemilerle kürekçileri geri gönderip, ilk kimleri getireceksin buraya? Yiğit Fingon mu yoksa?
Fëanor çıldırmış gibi kahkaha attı ve bağırdı:
“Hiçbirini ve hiç kimseyi! Arkamda bıraktıklarımı artık kayıptan saymıyorum; zaten gereksiz yük olduklarını gördük yol boyu. Adıma lanet okuyanları ve hala da lanetleyenleri bırakalım gitsinler, ahlaya vahlaya dönsünler Valar’ın kafesine! Yakın şu gemileri!”
Bu sözler üzerine Maedhros sadece kenara çekildi, ama Fëanor Teleri’nin ak gemilerini ateşe verdirdi. Ve böylece, Drengist Körfezi’nin ağzında, Losgar denen o yerde, denizler üzerinde süzülmüş olan en güzel gemiler, parlak ve ürkütücü alevler tarafından yutularak küle döndü. Fingolfin’le halkı bulutların altında kızıl kızıl parlayan ışığı ta uzaktan gördü ve ihanete uğradıklarını anladı. Bu, Akraba Kıyımı’nın ve Noldor’un Hükmü’nün ilk meyvesiydi.

Gemilerin ateşe verilmesi
Bunun üzerine Fingolfin, Fëanor’un kendisini Araman’da ölüme terk ettiğini ya da utanç içinde Valinor’a geri dönmek zorunda bıraktığını fark edip kedere boğuldu, ama artık, o ana dek olmadığı kadar çok istiyordu Orta Dünya’ya gidip Fëanor’la yeniden karşılaşmayı. Ve Fingolfin’le halkı uzun bir müddet sefalet çekerek yürüdü, ama karşılarına çıkan zorluklar kahramanlıkları ve metanetlerini arttırdı, çünkü onlar kudretli bir halktı; Iluvatar Eru’nun ilk ölümsüz çocuklarıydılar; Kutlu Ülke’den yeni gelmişlerdi ve yeryüzünün bezginliği işlememişti içlerine henüz. Kalplerinde yanıp duran ateş tazecikti; başlarında Fingolfin’le oğulları ve Finrod ve Galadriel ile kuzeyin en zorlu taraflarına doğru ilerleme cesaretinin gösterdiler ve sonunda Helcaraxe’nin dehşetine ve zalim buz dağlarına dayanmanın başka bir yolunu bulamadılar. Bu umutsuz yolculuk, cesaret ve keder hususunda Noldor’un giriştikleri belki de en zorlu işti. Bu yol üzerinde Turgon’un eşi Elenwe kayboldu ve başka pek çok Noldor ölüp gitti; Fingolfin tüm badireleri atlatıp sayıca azalan topluluğunu nihayet Öte Topraklara çıkardı. Kalplerinde Fëanor ve oğullarına duydukları bir sevgi kırıntısıyla, sonunda peşine düştüler ve ayın ilk yükselişinde borularını üflediler.
https://preview.redd.it/yr6b72w0m4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=966f09377643fbe3dae865784f7101b7f44daeeb
Dagor-nuin Giliath savaşında Fëanor’un tarafı yenilmişti, Fëanor ölmüş, Maedhros esir düşmüştü. Fingon, Noldor arasındaki anlaşmazlığa son vermek için, Thangorodrim’deki kayalara bağlanmış Maedhros’u kurtardı. Fingon başardığı bu işle büyük şöhret kazandı ve Fingolfin ve Fëanor hanedanı arasındaki nefret yatıştı. Çünkü Maedhros, Araman’da onları terk ettikleri için af diledi; Noldor üzerindeki hükümdarlık iddiasından feragat etti ve Fingolfin’e şöyle seslendi: “Aramızda bir keder gölgesi düşürmedikçe, efendim, Finwë hanedanın hem en yaşlısı, hem de buna yaraşır biçimde en bilgesi olarak hükümdarlık hakkı sizin olmalıdır.” Ama kardeşleri bu sözlerine asla yürekten katılmadılar.
https://preview.redd.it/o046fa11m4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=f37f2a47663673c5ab1d08d864c4b814aad87d34
Bu yüzden, aynen Maedhros’un önceden haber verdiği biçimde, Elendë ve Beleriand’ın himayesi yaşlı olandan Fingolfin hanedanına geçtiği için ve Silmarilleri kaybettikleri için Fëanor hanedanına, Yoksun Bırakılanlar dendi. Fakat yeniden bir araya gelmiş olan Noldor, Dor Daedeloth sınırları üzerine bir gözcü koyup Angband’ı batı, güney ve doğu cenabından kuşattılar.
Güneşle geçen 20. yıldönümünde Noldor Kralı Fingolfin büyük bir şölen tertip etti ve bu şölen bahar zamanı, coşkun Norog Nehri’nin doğduğu yerde, Ivrin gölcüklerinin yanında yapıldı, çünkü buralar, kuzeye karşı onlara siper olan Gölge Dağları’nın eteklerinde yeşil ve asude topraklardı. Bu şölende yaşanan neşe, sonradan gelen kederli günlerde uzun uzun hatırlandı ve şölene Yeniden Birleşme Şöleni manasında Meret Aderthad dediler.
İşte bu yıllar, yani Güneş işe Ay’ın altında saadetin yaşandığı devirdi ve bütün ülke halinden hoşnuttu hoşnut olmasına, ama yine de Gölge kuzeyde kapkara çöreklenmiş oturuyordu.
O dönemde insanlar Orta-Dünya’ya gelmişlerdi. Angband Kuşatması’nın üzerinden yaklaşık 400 yıl geçmişti.
Karanlık ve aysız bir kış gecesiydi ve geniş Ard-galen düzlüğü Noldor’un tepelerdeki kalelerinden Thangorodrim’in eteklerine kadar soğuk yıldızların ışığı altında loş bir biçimde uzanıyordu. Gözcü ateşleri sakin sakin yanıyor, düzlüğün üzerindeki Hithlum süvarilerinin karargahlarında ancak birkaç kişi uyanıktı. İşte o sırada Morgoth, Thangorodrim’den aşağıya, Balroglardan daha hızlı ilerleyen müthiş ateş nehirleri yolladı ve düzlüğün tamamını bu ateşle kapladı; Demir Dağlar çeşit çeşit zehirler taşıyan ateşler püskürttü; bu ateşlerin havaya yayılıp her yanı kötü kokutan dumanı ölüm saçıyordu. Büyük muharebelerin dördüncüsü, Dagor Bragolach, Ani Alev Muharebesi işte böyle başladı.
https://preview.redd.it/9tmb73p1m4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=730de8ae108b9205fdd9e772605896e9d63fcce5
Bu ateşin önünde bütün ihtişamıyla ejderlerin atası olan altın Glaurung yanında Balroglarla geldi; onların ardında da Noldor’un daha evvelden görmediği, hayal dahi etmediği kadar geniş Ork orduları, kapkaranlık sökün ettiler. Noldor’un kalesine saldırıp Angband’ın üzerindeki kuşatmayı yıktılar ve Noldor ile onun müttefiki olan Gri Elflerle İnsanları buldukları yerde katlettiler.
Hithlum’a, Dorthonion’un kaybedildiğine, Finarfin’in oğullarının yenildiğine ve Fëanor’un oğullarının topraklarından sürüldüğüne dair haberler geldi. Bunun üzerine Fingolfin (kendisine göre) bu olayları Noldor’un nihai yıkımı ve tüm hanedanların geri dönülmez yenilgisi olarak niteledi; içi böyle büyük bir keder ve hınçla doldu ki müthiş atı Rochallor’a bindi ve tek başına uzaklaştı, kimseler de ona mani olamadı. Tozun ortasında esen bir rüzgar gibi Dor-nu-Fauglith’in üzerinden geçti; onu bu hızla geçerken görenleri hepsi de Oremë’nin kalkıp geldiğini zannedip, şaşkınlık içinde kaçıştılar; çünkü Fingolfin tepeden tırnağa öfke kesilmişti, bu yüzden de gözleri tıpkı Valar’ınki gibi parlıyordu. Böylece tek başına Angband’ın kapılarına gelip borusunu çaldı; bir kez daha pirinçten kapılara vurup, Morgoth’a meydan okudu ve teke tek bir dövüş için meydana çıkmasını istedi. Ve Morgoth geldi.
Kayalar Fingolfin’in borusunun keskin sesiyle çınlıyor ve sesi Angband’ın derinliklerine kadar keskin ve apaçık bir şekilde geliyordu; Fingolfin, Morgoth’a alçak ve esirlerin efendisi diye hitap ediyordu. Bu yüzden Morgoth yerin altındaki tahtından yavaş yavaş tırmanıp geldi; ayak sesleri yer altından yükselen gök gürültüsü gibiydi. Kara zırhlara bürünmüş halde dışarı çıktı ve Kral’ın karşısında demir taçlı bir kule gibi dikildi; armasız, kapkara, kocaman kalkanı da Kral’ı bir fırtına bulutu gibi gölgeledi. Ama Fingolfin gölgenin altında bir yıldız gibi parlıyordu, çünkü zırhı gümüşle kaplanmış ve mavi kalkanı kristallerle bezenmişti ve buz gibi parlayan kılıcı Ringil’i çekti.

https://preview.redd.it/qdevp9rym4551.png?width=557&format=png&auto=webp&s=d9e52034e62006fd7c3510b3cb00f2419b801227
Bunun üzerine Morgoth, Ölüler Diyarının Çekici, Grond’u hızla yukarıya kaldırıp bir yıldırım gibi aşağıya savurdu. Ama Fingolfin yana sıçradı ve Grond yerde, içinden duman ve ateş çıkan çok büyük bir çukur açtı. Morgoth ardı ardına sert darbeler indirmeye yeltendi, ama Fingolfin her seferinde, kara bir bulutun altında çakan şimşekler gibi uzağa sıçradı ve Morgoth’u tam yedi kez yaraladı; Morgoth ise tam yedi kez acısından çığlık attı; her birinde de Angband’ın orduları kederden yerlere kapaklandı ve bu çığlıklar kuzey diyarlarında yankılandı.
Ama sonunda Kral bitkin düştü ve Morgoth kalkanıyla üç kez onun üzerine yüklendi. Fingolfin üç kez dizlerinin üzerine çöktü ve üç kez yeniden ayağa kalktı; kırık kalkanı ve paralanmış miğferiyle cesaretini elden bırakmadı. Ama etrafındaki toprağın tamamı yarılmış, çukurlarla dolmuştu; Fingolfin de tökezleyip Morgoth’un ayaklarının dibine düştü ve Morgoth, neredeyse bir tepe kadar ağır olan sol ayağını onun boynunun üzerine dayadı. Fingolfin son ve umutsuz darbesini indirmek üzere Ringil’le ayağı yardı ve dumanlar çıkaran kara bir kan fışkırıp Grond’un açtığı çukurları doldurdu.
Böylece Noldor’un Yüce Kralı, kadim Elf krallarının en gururlu ve yiğit olanı öldü. Orklar kapıda yapılan bu ikili dövüşten kendilerine pay çıkarıp böbürlenmediler; Elflerin acısı ise öylesine derindi ki, bu olaya dair tek bir şarkı söylemediler. Yine de bu hikaye hafızalardadır, çünkü Kartalların Kralı Thorondor haberleri Gondolin’e ve çok uzaklardaki Hithlum’a kadar getirdi. Morgoth dövüşün ardından Elf Kralı’nın bedenini alıp kurtlarına yem olarak atmak için ikiye büktü, ama Thorondor, Crissaegrim’in zirvelerindeki yuvasından hızla gelip, Morgoth’un üzerine avına hücum eder gibi saldırdı ve yüzünü bereledi. Thorondor’un kanatlarının hücum ederken ki sesi Manwë’nin rüzgarlarının sesini andırıyordu; gelip Fingolfin’in bedenini kudretli pençeleriyle yakalayıp aniden Ork kargılarının üzerinde süzülerek Kral’ı oradan götürdü. Ve onu gizli Gondolin Vadisi’ne kuzeyden bakan bir dağın zirvesine bıraktı; Turgon gelip babasının üzerine taşlardan görkemli bir anıt yaptı. Bundan sonra hiçbir Ork, Fingolfin’in dağını aşmaya ya da mezarına yaklaşmaya cesaret ede edi, ta ki Gondolin’in hükmü gerçekleşip de, soyu arasında ihanet baş gösterene kadar. Morgoth’un ayağı o günden sonra daima aksadı ve yaralarının acısı asla dinmedi; Throndor’un yüzünde bıraktığı izler de silinmedi.
Fingolfin’in öldüğü haberi geldiğinde Hithlum’a çöken kederi tarif etmek imkansızdı, Fingon acılı haliyle Fingolfin’in hanedanının ve Noldor’un krallığının başına geçti, ve küçük oğlu Erenion’u (sonradan Gil-Galad adını alacaktı) limanlara yolladı.
https://preview.redd.it/ewmd1r12m4551.png?width=486&format=png&auto=webp&s=6be42301b2d11bd94024210a7d680dea6a132f16

Sonuna kadar okuyan varsa teşekkürler, hakkında bilgi paylaşmamı istediğiniz-merak ettiğiniz bir şeyler varsa isteyin, sorun.
submitted by snowieez to KGBTR [link] [comments]


2020.01.28 17:07 Unistonen Unikharion'un Günlüğü Vol. VIII

Unikharion'un Günlüğü Vol. VIII
Günlük,
Biliyorsun, ben kafası çalışmayan biriyim. Elimde çok yetenek yoktur. İki sene önce beni Kargaresh’e götüren merak, şimdi tek yeteneğimi de elimden aldı. Maceracılık işleri, bu minik beden için çok fazla- açtığı yaralar ise daha korkunç.
Vein’de o ahırda kendimi iyileştirmeye çalıştım bi süre. Yara korktuğum kadar derin değildi ama temizlemek biraz uzun sürdü. Ahır ortamında mümkün olduğunca sessiz kalmam gerekti. Hugin’i önden Kargaresh’e yollamaya karar verdim. Ona kendi haritam üzerinden tarifi verdim, uyarılarımı da yaptım. Kıyın kıyın çıkarak, Ulgath ekibini bulmaya gittim.
Buldum da- gemileriyle denize açılmış bi şekilde. Yüzüm yanmaya başlamıştı. Bu adada daha fazla kalamazdım, hayır! Aklıma daha iyi bi şey gelmeden, son hızla Vein’in öbür tarafına koştum. Tüm adanın kenarından dolandım, şehre bir daha giremezdim. Büyük şehirde koşarak bi yerlere gidiyorsan, bi bit yeniği vardır, hemen takip edilirsin. Şansıma, adanın öbür ucuna varmadan, kayıkların olduğu bir yere vardım. Kayıklar sağlam gibiydi, başlarında da kimse yoktu. Dikkatlice ipleri çözüp kayığa bindim. Şansıma hava güzeldi. Biraz Alev büyüsünden aldığım hızla, gecenin karalığında yol aldım. Hava buz gibiydi, atkılarıma sarındım. Bu sırada yaralarıma biraz baktım, bi posta daha temizledim. Denizin ortasında, yıldızsız bu gecede küçük kayığımla tek başımaydım. Uyumayı da denedim ama işe yaramadı.
Fakat Vein’den ayrılmam, başıma gelecekleri durdurmayacaktı.
Sabah Kargaresh’in siyah kumlu sahillerine vardım. İçimi değişik bir duygu kaplamıştı. Kapalı bulutlardan süzülengüneşin ışıklarını yutan duvar gibi kayalıkların altında, yine küçücük hissetmiştim. Sahile baktığımda, Völuspa’yla buradaki günümüz gözümün önünden geçti. Çağırdığı deniz yaratıkları, topladığımız kristaller, aralarından geçtiğimiz ruhlar… Ne düşüneceğimi bilemeden, küreklere son kez asıldım.
Vein girişinin kuzeyindeydim. Kayıkta kıraç kumlara uygun, sert tabanlı botlarımı giyip hemen yola koyuldum. Kayalardan başlarını uzatan ruhlar, çoktandır beni izliyordu. Aldanmadım. Bir iki saat sonra, girişi işaretleyen, tacımsı kayalar ortaya çıkmaya başlamıştı. Adımlarımı hızlandırarak devam ettim. Sığlığa vardığımda, denizde çok değişik bir görüntü vardı.
Yine bir gemi, bayrağı yok. Kargaresh’ten ayrılıyor. Fakat Kargaresh’e asla bu kadar büyük bir gemi gelmez. Kargaresh’teki çoğu insanın bu girişten bile haberi yok- bu nasıl olabilirdi?
Gemiye bakakalmışken, içinden bir gölge yükseldi. Bir kartal. Tepeye doğru yükseldi, yavaşladı ve ok gibi bana doğru geldi. Yana çekilmiştim ama peşimi bırakmadı. Kartalı hatırlamıştım. Ulgathlı ekibin kartalıydı bu. Bir şey diyemeden önce omuzlarıma daldı. Yüzümü boydan boya parçalayan pençelerin ve kollarımdan kopan etlerin acısını bir noktadan sonra hissetmiyordum. Fark etmeden yere yığıldığımda, kartal ağzıma saldırdı. Pençeleriyle önce dudağımın köşesini, sonra dilimi yakaladı. Tam o sırada görüşüm karardı.
Hugin’in beni dürtüklemesiyle uyandım, örgümü çekiştiriyordu. Ne kadar öyle yattım, bilmiyorum. Hiçbir şey görmüyordum. Yaralarım hala kanıyordu, ağzımda bir boşluk vardı. Kalkmak istemiyordum. İçimden o iyileştirme büyüsünü nasıl çıkardım, bilmiyorum. Zaten kanamayı azaltmak dışında hiçbir işe yaramadı. Bir süre daha kara kumların arasında yattım. Denizin sahile vuruşu, ruhların fısıltılarını bastırıyordu. Hugin hala yanımdaydı, arada üzerime konup beni sıcak tutmaya çalışıyordu. Hiçbir şey düşünemiyordum. Birinin beni bulması imkansızdı. Ölüm o kadar kolay geliyordu ki...
Ama tanrılar zaten bunu istiyorsa, hepsinin ağzına sıçacak ve hayatta kalacaktım.
Hava soğumaya başlarken kalktım. Yaralarıma giren kıraç kumlar, etlerimi açıyordu yine. Hugin’in yardımıyla, son kalan ateş viskimle yaraları temizlemeye çalıştım. Sargım yetmemişti, sadece boynumu ve sağ kolumu sarabilmiştim. Çantamdan haritamı çıkardım. Bir anlığına, bana bu kadar sorun çıkartan bu siktiğimin haritasını yırtıp atmak istedim. Kan ve sinirden dökülen yaşlarımla kenarlarını mahvetmişimdir zaten. Hugin'e elimden geldiğince olayı izah etmeye çalıştım. Yürüme asama asıldım, Hugin’i tepeme oturttum ve ayağa kalktım.
Völuspa’yla yolları ve olası kombinasyonları çok çalışmıştık tüm girişler için. Bu halde benim için en mantıklı yol örümcekli olandı, ama ağlara dokunmadan nasıl geçerdim, bilmiyordum. O sırada Hugin kanatlarını yanaklarıma değdirdi. Kapıyı seçerken anladım ne amaçladığını. Benden daha zeki tabi Hugin.
Başlarda çok zorlandım. Zifir karanlıkta örümceklerin botlarıma değişini ve ruhların dalga geçen fısıltıları arasında odak bulmak zordu. Hugin bazen saçımı tutarak beni odaklanmaya zorluyordu. Bu halde yavaş yavaş geçtik ağlarla kaplı koridordan. Fakat yolun sonundaki sonlarındaki Anne Örümcek konusunda hiçbir fikrim yoktu. Fakat düşündüm – Kafamda zaten bir örümcek resmi vardı, görsel olarak hatırlıyorum sonuçta. Ona göre acaba onu bir süre saf dışı bırakabilir miydim?
Anne’nin sesi çıtır çıtır geliyordu. Hugin yüzümü tavana doğru çevirdi biraz. Şu an yapabileceğim başka salak fikrim yoktu. Slatur’u elime aldım, başını tuttum. Kayaların dokusunu canlandırdım. Kafamdaki örümcek görseliyle seslere odaklanmaya çalıştım. Sesi yaklaşıyordu, yüzüm sıcaklamıştı. Daha fazla beklemeden emrettim. Ses anında kesildi. Asamla yine kontrol ettiğimde, başarmıştım! Fakat kolları hala serbestti, daha fazla durmadan geçip gittim.
Soğuk hava yüzümü yaladı, botlarımın altındaki kırçıl kumlar gıcırdadı. Saati bilmiyordum, ama bi ışık büyüsü gerekliydi, hiç işime yaramayacak olsa da. Dilim olmadan ışık büyüsü açmam çok uzun sürdü. Sonrasında sürüne sürüne yürüdüm. Gözü ışığa alışık olmayan yaratıklar, asamdaki zayıf ışığa rağmen kovuklarına çekilmişti. Kargaresh sakinlerinin gözleri güçsüzdür. Öyle ki, uzakta mumları hafifçe yanan o eve asla gelmez hiçbiri.
Hugin belli etti geldiğimizi. Yavaşça kapıyı tıklattım. Açılması uzun sürmedi.
https://preview.redd.it/0ktous4ekjd41.png?width=1390&format=png&auto=webp&s=a0f75bea05d10a173457f6a78c2f5caccd78c115
Völuspa hiç değişmemişti. Sadece sesinden o çarpık gülüşünü hissetmiştim. Beni görünce şaşırmamıştı. Sadece “Yine salak kafanı bir yerlere vurdun, değil mi?” diyerek sırtıma dokundu ve beni içeri davet etti. Bir anda ayağım halının köşesine takılıp yere yığıldım. Artık kendime hakim olamıyordum. Yarım saat yerde kanla karışık ağladım. Kendimi o kadar güçsüz hissediyordum ki…
Völuspa sonunda dayanamayıp beni çevirdi, yaralarımı sordu. Cevap veremeyince, ağzımı açtırdı. Çok da umursamaz bir “hm” sesinden sonra kalkmamı emretti. Kolumdan tutup bi sandalyeye oturttu. Dolapların ve açılan kavanozların sesinden, iksir odasında olduğumuzu anladım. Yine ağzımı açtırıp ıslak, mantar dokulu bir şey yerleştirdi. Ardından asa gibi bir şeyi, eski dilimle o şeyin birleştiği yere koydu. “Slatur’u çağırdığın günü hatırlıyorsun? Ondan daha çok acıyacak.” Ve söylediği doğruydu. Kaynamayı bitirdikten sonra yine bir büyü yaptı ve bilincim kapandı.
Uyandığımı anlamam uzun sürdü. Bedenimdeki sargıların dokusundan, üstümdeki battaniyenin sıcaklığından ve altımdaki yastığın sertliğinden anlamıştım. Gerinmeye çalıştım ama bedenimin üzerinden at geçmiş gibiydi. Gerçi at geçse bu kadar kötü olmazdı galiba…
Tanıdık bir koku evi doldurmuştu. Dört sene önce, yine yara bere içinde uyanırken de aynı kokuyla uyanmıştım. Völuspa’nın kaya turplu ve likenli çorbası. Yazınca çok iğrenç duyuluyor ama içine hiç bilmediğim başka şeyler de koyuyor. Tadı da öyle güzel ki… Fakat nasıl ulaşacaktım?
“Hadi, kullan yeni yeteneklerini.”
Völuspa’nın alaycı sesi sol taraftan geliyordu, galiba iksir odasının hemen dışı. Mutfak evin sağ tarafındaydı. Ama yemek masası kenarda bi yerdeydi. Ayaklarımı yere basınca, denge kurmanın da ne kadar zor olduğunu gördüm. Birkaç kez duvarlara, halılara ve Völuspa’nın binbir çeşit eşyalarına çarptım ama masaya varıp elimle yokladığımda, çorbanın ılık kasesini buldum. Sandalyeye acemice oturduktan sonra, kaseyi alıp diktim. Açtıktan ölüyordum.
Yemeğim bittiğinde, Völuspa’yı karşımda hissediyordum. Hafif iplik ve metal seslerinden, dantel ördüğünü anladım. Biraz sessizlikten sonra kalktı. Birkaç tıkırtı, su sesi ve bekleyişten sonra, elime sıcak bi bardak tutuşturdu. Çay.
Gözlerim dolmuştu. Dilim çok garip hissettiriyordu ama minnettarlıklarımı çoktan dökmeye başlamıştım. Masanın ucundan asasıyla kafama vurdu. “Dilini daha yararlı bi işe harca.” diyerek Kalbedur’dan haberler istedi. Ona çenemin yettiğince Kalbedur’u anlattım. Kargaresh sonrası Magna’daki törenleri, Gruntar’ı, Relendel’i, Vergan’ı… Berez’e gelince durakladım. Yanışı kafamın içinde dönüyordu hala. Vekilharç ve Prens’in ölüm haberleri. Helgen’deki o kargaşa. Vein.
Völuspa hiçbir şey demeden dinliyordu. Başını umursamazca salladığını hissediyordum. Kargaresh dünyadan kopuktur, sanki Kalbedur’un dışında ayrı bir diyar. “Kendi derdimiz yetiyor.” der hep Völuspa, ama bu kopukluk, o kadar huzurlu geliyordu ki…
Bir ara dokunarak bedenimdeki kayıplara baktım. Neyseki bi uzuv kaybım yoktu. Yaralarım kabuk bağlamaya başladı, Völuspa’nın deyimiyle “Kızıl bir samanlıktan farksızdım.” Yaraların derinliğine bakılırsa, hepsi de iz olarak kalacaktı. Dilim sanki hiç gitmemiş gibiydi ama nedense bi garip hissettiriyor. Biraz büyük müydü yoksa dokusu fazla mı pürüzsüzdü, henüz anlamıyorum. Fakat gözlerimin yokluğu, hala içimi parçalıyor.
Fakat soracaksın, sen nasıl bunları kağıda döküyorsun? Völuspa ufak bir kontrol büyüsü öğretti, kalem ve fırçaları tutup kullanabilmek için. Hala çok acemiyim gibi geliyor, kağıda gelen baskıyı ayarlamak uzun sürecek. O yüzden okuyucu, bu satırları okuyorsan ve bir şey anlamıyorsan, affola. Resim konusuna gelince… bir süre düşünmek istemiyorum.
Kısaca hala kafam karışık günlük. 6 sene boyunca çok şey yaşamış, binbir sorun ve küçük maceranın içine dalıp çıkmıştım. Fakat son birkaç haftada yaşanan olayların böyle üstüme çökmesi… Ben böyle şeylere hiç hazırlıklı değilim. Ben sadece bir gezginim! Bir sike yaramayan, resim dışında bir olayı olmayan, salak bir gezgin. Ve şu halime bak. Bana o kartalı yollamakta o kadar haklılardı ki! Pişman oldum bu hatamdan. Mektup bile yollamak istemiyorum. Asla affedilmeyeceğim…
Ne kadar burada kalırım, bilmiyorum. Ne yapmam gerektiğini de. Sadece yorgunum. Bir süre kafamı toplamak istiyorum. Biraz Völuspa’yla zaman geçirmek hiç fena bi fikir değil gibi. Şimdiden bu durumda neler yapabileceğim hakkında ders veriyor. Bir yandan da olayların biraz durulmasını beklemek istiyorum, eğer durulursa. Evet, şimdilik böyle.
Görüşmek üzere,
- Uni
submitted by Unistonen to ehvenisers [link] [comments]


2019.12.12 13:19 SikiTuttunSaruman KGB REDDİTİN KURULUŞU 7.BÖLÜM

KGB REDDİTİN KURULUŞU 7.BÖLÜM

Kgb 1.Downvoter Savaşı
''''''''''''Bilgilendirme: Bu parttaki müzikler mobilde de arkada dinlenebilmesi için spotify eklentilidir'''''''''''''
**************************************************************************************************
~~ ~~ Kgb yelleri ~~ ~~
Her şey bittiğinde ve çöken şafak cennetin ışıkları altında bedenlerimizi yaktığında; geriye anlatılacak hikayeler ve hatıraların boğuk sisi kalacaktır.
Sarumanın günlükleri 9. Kayıp cilt, 28.ekleme, sayfa 1019
SAVAŞ ÇANLARI
Koşuşturan kgbliler ve kızgın alevde dağlanmış kılıçların çelik seslerne karışan, ince telleri elf kızlarının altın saçlarını andıran yayların hemen önünde: lirlerine uzanan ozanların resmedilemeyen görüntüsü. Hüznünü öfkeyle kusarcasına bağıran karanlık bulut kümelerine karşın, ertesi günün sabahında kgbde karşılaşacağınız koşuşturmacanın sadece yarısı bile çakan şimşeklerden daha endişe vericiydi. Tüm üyeler artık geri dönülemez bir yolda olduğumuzu biliyordu; bu yüzdendir ki insanlar kılıçlarını bilerken elfler sadaklarını dolduruyor, cüceler inşa ettikleri savaş makinelerini yağlarken hobbitler küçük hançerleriyle tarla fareleri gibi etrafta koşturuyordu. Tam son gelişmelerden haberdar olmak için günün ilk işi hot posts tavernasına girecek…
“Ondan sonra da annesini yatırıp bir güzel siktim!”
DUR!
Dememle çarpışmamız bir oldu hobbitle. Kim olduğunu tahmin etmek için çabaya gerek bile yoktu, keza sadece konuşmasından bile kendini belli ediyordu u/skyxco.
“Oo Saru naptın!” yere dökülen birasında kalmıştı gözü, “Bugünlerde de ağız tadıyla ana sikemez olduk”
O sırada konuştuğu hobbitler u/karmamarma1 ve u/AhmetOguzTr ise kahkahalara boğulmuş kahkahalar içinde bir oraya bir buraya savuruyordu biralarını. u/skyxco ise daha derin bir imayla söylemişti sözlerini.
“Hala downvote alıyor musun?” diye sordum ağır bir sesle.
“Evet…”
Gel, sana bir bira ısmarlayayım.”
Karma ve ahmetoguz ise “bize de yok mu orospu çocuğu” dercesine yüzüme bakıyordu, büyücü kredisinin daha yatmasına 10 gün vardı amk hobbitleri.
“Tamam orospu çocukları” dedim. “hepinize birer bira.”
****************************************************************************************************
İçeride ölüm sessizliği vardı. Kgbnin tüm ırkları soğuğunu hissetmiş savaşın, karanlığın fısıltılarını dinler olmuştu. İnsan kabasakal, cüce cornelius, elf berdog ve hobbit u/alperozkaya yı gördüm farklı köşelerinde bardaki chatroomun. Masaya oturduğumuzdan beri hareket eden tek şey, kahve deri ciltleri aşınmış bir tutacın arasındaki notlarına gömülmüş, birasından daha tek yudum almamış ahmetoguzun sayfaları arşınlayan parmaklarından ibaretti.
“Neye bakıyorsun?”
“Floodları düzenliyorum, geri dönemezsek birisine bunları bırakmam gerekiyor.”
Karma ise onun aksine dalgın bakışlarla duvarları izliyordu.
“Hot posts’a bir kere yolu düşmüş herkes bunu bilir. u/skyxco olarak annelere hükmetmek isterim kainatın yazılışından itibaren, hepsine; ismim anılır en karanlık köşelerinde kgbnin, fakat artık konuştuğuklarımız yitiyor Saruman. Tesadüf sanıyordum. Commentlerime mavi çalınırdı ara sıra, fakat artık ne zaman birisinin yegane annesini ağzıma ansam, dipsiz bir bataklığın içerisine çekiliyor sözlerim.”
Parlak kılıcını kınından çıkarıp yavaşça masaya koydu.
“Ne olacağı umrumda değil. Artık tek istediğim, daha fazla kan.”
****************************************************************************************************
Akşam geldiğinde tüm kgb geniş hot posts’ta yerini almıştı. Mod kadrosu kendilerine ayrılmış 7 meşin kütüğe, u/cathessis remmani taşlı kızıl asası ve u/ministerblackveil ile bir köşesinde tavernanın; u/s_v_m, u/corneliusvanbaerle ve u/25122203(Kabasakal) diğer köşesinde. Serviste üç mutfak robotu , u/ayseyz u/idillogia ve u/fikarme. Her ne kadar sonuncusu biraz erkeksi dursa da. Bar taburesinde pürdikkat bir elf u/berdog, ayaklarının dibindeki kediler ve yanındaki zıbzıb u/kralperxx ile. Bardaki eski ama kumaş kaplı sandalyesinde oturmakta olan beyefendi u/pervane_pascha (son anda hayata döndürmeyi başarmıştık, hala daha ekliyordu postlarına uzun yazılarını). Kapıdan iki insan, u/Canbeaxiel ve ejderha terbiyecisi u/KiracUzun da girdikten sonra kalan nickleri okumayı bıraktım, çünkü Kürşat’ın tavernanın üzerinde 8er metrelik dev kanatlarını çırparak inecek bir yer bulmaya çalışması tüm dikkatimi bir kaplumbağa pornosunda birbirine çarpan kabuklara çevirmişti. Aynı u/hamhumsaralop’un konuşması gibi:
“BU DOWNVOTERLAR KESİN KÖYLÜ AMK BUNLARIN KARISININ AMINA SUYLA ÇİMENTO DÖKÜP SİKE SİKE KARMAK LAZIM BETON SERTLEŞİNCE ÖLÜLERİNİN CESETLERİNİ SİKİMİZDEN KAZIYARAK ÇIKARTIRLAR!”
Hamhum tam ayaklarını çıktığı masanın üstüne vura vura konuşmaya devam ediyordu ki aniden taş kesildi. Zaman bir saniyeliğine durdu handa. Tüm sesler sustu, görülmez bir bıçak kesti kağıttan gürültüyü. Lord girdi kapıdan.
u/furkantopalın sakin bakışları süzüldü her birimizin üzerinde, botlarının tahta zeminde çıkardığı sesler kulakları döverken modların arasından geçip deri tahtına oturdu. Kabzasının içerisinde değildi bu sefer sağ elindeki kılıcı, sert bir şekilde yere saplarken tahta zeminin altındaki küçük maviliği gördü. Zehir hot posts'a kadar gelmişti, sakince anlatacağı savaş konusu; taşan bu son damlayla yeniden yazıldı. Sakin bakışları patlamaya hazır bir volkana dönmüştü artık, bağırmayı beklerken. Giderek buruşturdu yüzünü, sükunetle üzerimizde gezdirdiği gözleri artık sizi alevler içerisinde çiğneyecek karanlık bir iblisi andırıyordu. Dişlerindeki gıcırdamayı tüm salon hissediyorduk, daha bir dakika olmadan oturduğu yerden aniden kalktı kılıcını çıkartırken. Salonun en ucundaki u/wingedhussar ın bile duyabileceği kadar yüksek bir perdeden öfkeli bir sesle fermanını veriyordu:
"DOWNVOTELARLA İLGİLİ"
"Sosyal medyada boy gösterebilme şansım olsa, kadromuzdaki eksik old kgb tayfasını dolduracağım buraya amına koyayım, buraya gizli gizli geçtiğimiz için hala burda olduğumuzu bilmeyen çok insan var ama rahata kavuştuğum güne kadar kendi göbek bağımızı kendimiz kesicez. Ve beni tanımayan orospu çocukları, TANIYACAKLAR.
ŞİMDİ BU KURALLARA UYUYORSUNUZ VE KGB'Yİ YÜKSELTİYORSUNUZ. BAZI MEDENİYETSİZ SİKİKLER YUMUŞAK YÜZLÜLÜĞÜ ZAYIFLIKLA KARIŞTIRIYORLAR. ONLARIN ANASININ AMINA KARTAL GİBİ SÜZÜLMENİN VAKTİ GELDİ."
*********************************************************************************************
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ Bu şarkıya MUTLAKA geç ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Karga sesleri duyuldu tavernanın dışında.
...
Geliyor...
Konuşmasını bitirdiğinde, asamı yere vurmaya başladım, hobbitler de ritme kapılmıştı; büyücüler yerleri dövüyor, şövalyeler çelik kılıçlarını tokuşturuyordu havada. Masaların üzerinde cüceler ayaklarıyla vuruyordu, cornelius içkisini bırakıp çift yarım baltalarının demir saplarını birbirine çarpmaya başladı!
GELİYOR!
TAK! TAK! TAK! TAK!..
TAK! TAK! TAK! TAK!
TAK! TAK! TAK! TAK!
BERDOG BAĞIRDI!
DÜNÜ UNUTMAYACAĞIZ.
KAYIPLARIMIZI GÖMECEĞİZ!
YARINI GÖRMEYECEĞİZ.
BUGÜN ÖLECEĞİZ!
SKYXCO SAVURDU KILICINI
SA-VA-ŞA!
SA-VA-ŞA!
SA-VA-ŞA!
KAN İÇİP!....
SA-VA-ŞA!
BUZ ÇİĞNEYİP! SA-VA-ŞA!
SA-VA-ŞA!....
ÖLÜM MELEĞİNİ KATLEDİP!
SA-VA-ŞA!
BÖĞÜRÜP GEBERTMEYE!
SA-VA-ŞA!....
ET DİŞLEYİP!
SA-VA-ŞA!
CESET EZMEYE!...
SA-VA-ŞA!
SVM BAĞIRDI!
GÜNEŞ GİBİ YÜKSELECEĞİZ!
ŞAFAK GİBİ ÇÖKECEĞİZ!
SA-VA-ŞA!
KGB DOĞACAK!. KGB ISIRACAK!. KGB SAVAŞACAK!
SA-VA-ŞA!
ASLANLARI PENÇELEYECEĞİZ!
SA-VA-ŞA!
TİMSAHLARI BOĞACAĞIZ!
SAVAŞA!
YARIN SAVAŞACAĞIZ.
SAVAŞA!
SAVAŞA!
SAVAŞA!..
KEMİKLERİMİZ PARÇALANANA KADAR!
CESETLERİMİZ ÇÜRÜYENE KADAR!
SA-VA-ŞA!
MEZARLARIMIZ TAŞANA KADAR!
SA-VA-ŞA!
SA-VA-ŞA!
SAVAŞACAĞIZ!...
KIZILA BOYAYANA KADAR GÖKYÜZÜNÜ!
SAVAŞACAĞIZ.
DİZ ÇÖKTÜRENE KADAR !
SAVAŞACAĞIZ.
BOĞAZLARINI DEŞENE KADAR!
SAVAŞACAĞIZ.
TEK TEK BOĞANA KADAR!
SAVAŞACAĞIZ! ...
******************************************************************************************************
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~ KGB Savaş Müziği ~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Yarının sancağında kılıçlar yükseldi. Üzerlerimize gelen downvoterların ağızlarının suyu damlıyordu kızgın toprağa. Gözlerimiz faltaşı gibi açılmıştı kara metal mavisi zırhların fazlalığına, biz ise kırmızıya çalan kuşakları işlemiştik zırhlarımıza. Genç u/rientala19 ve u/BlueGrayOwl ise kılıçlarının kabzalarına koyu kırmızı rengi çalmıştı, u/berdog'da turuncu uçlu oklar, Süvari u/YanikTheGent'in atının yelesinde göz korkutucu bir kızıllık vardı. Bir de u/kralperxx ise, komple annesini kırmızıya boyamıştı gebzeli orospu çocuğu! Anneni ketçaplayıp ketçaplayıp sikeyim gebzeli !
Tüm bu hengamenin arasında, u/cemceylan, u/ministerblackveil ve u/berdog başta olmak üzere tüm elfler yaylarını çekiyor. sinirleri pamuktan bir ip gibi gerilmiş u/T4LK- ise şövalye birliğinin başında. Downvoterler atış mesafesinde değil, hobbitler hançerleri ve küçük kalkanları ile. Downvoter savaş borusu öterken mavi kurtların üstünde kgbye doğru koşmaya başlıyorlar. u/25122203 en önde bağırıyor, "GELİYORLAR!"
Lordun sesi patlıyor kulaklarda
"ATEŞ!"
Oklar yağmur gibi yağıyorken üsterine kızıllığın dansına bırakıyor ölüleri. 'Ağrr' sesleri ile ilerliyor dvoterlar. Süvari u/YanikTheGent önde, Babasını(u/terstensaplayan98) yeni kaybetmiş genç u/terstensaplayan123 arkasında yapışıyor boynuna atının.
"SNE NREZBUR KNESTAR! SNE NREZBUR KENDAR! KLEİRA VAN DUR!"
u/Cathessis ile bağırıyoruz gökyüzüne, kızıl yıldırımlar iniyor karanlık mavilere!
u/TigrisSs The Green mavilerin ayaklarına dolanacak sarmaşıklar çıkartırken kgb süvari birliği ortadan ikiye ayrılıyor, tek hedefleri olan mancınıklara ilerlemeye çalışırken arkalarından savaş arabasında u/corneliusvanbaerle'nin bağırışı kulaklarda:
"BİLİYOR MUSUN ZEYNEP!"
Asıl patırtı kurtlar ile yere çöküp falanks misali kalkanlarıyla duvar örmüş cücelerin buluşması oluyor. Arkalara atlarlarken u/lettersnumbers-'in omuzluğunun parçalayan pençesiyle kurdun biri onu yere yıkıyor. Suratında hissedilen sıcak buharlı nefes ve kurt salyası, boynunu parçalamak için dişleriyle ısıracakken... u/bedevizmc!
"Dur!" u/bedevizmcnin asası sanki kurdun dişlerine bağlanmışçasına tutuyor çenesini, ork atlıyor üzerine bu sefer u/lettersnumbers-'in. Paslı kılıcı gökyüzüne kalkıyor, fakat bir okla yere yığılıyor kılıcıyla birlikte.
"Rica ederim!" berdog gözünü kırpıyor, sıradaki downvotere okunu geçirmek üzere.
u/AhmetOguzTr'yi görüyorum sövalyelerin arasında hızla koştururken, downvoterların bir tanesinin sırtına atlayıp hızlı hızlı ensesine bıçağını batırdığını görüyorum:
"ananızı sikim sizin orospu çocukları atmayın işte şu downvoteleri ya atma abi işte düzgün post kalmadı ananızı sikim sizin kgblilik bu mu amınakoyım sikiş için sub arıyorsan başka suba git ya atma işte atma daha hot'a düşmeden postunuzu 7kişi downlamış olsa nasıl hissedersiniz orospucocukları git hayal edip..."
Dev trollerin üzerine binmiş olanlar yeri göğü sarsarak ilerlerken kılıçlarını çekmiş kgb şövalyeleri ayaklarına saldırmaya çalışıyor, gökyüzünde sesleri yankılanıyor devlerin, "kgb p*rno gurubuduğr, kgb reddite syürülmüş bir leğke!"
Üzerine gelen oklar vücuduna gömülmek yerine kalın derisi tarafından sekiyor ya da kırılıyordu. Etrafını saran kılıç kuşanmış kgblileri eliyle sağa sola savururken yavaşça sur kapılarına ilerlediğini gördük, oraya ulaşmayı başarırsa tek savunmamız düşecektir. Biz büyücüler ise patlama büyüleriyle meşgul olduğumuz sürece oraya bakamayız. u/ImmortalThoth'u eline alıyor, kafasını dişleriyle ezmek için ağzına götürmek üzere.
"Böyle öldürme şekli mi olur, sen nasıl devsin amk? Düzgün bir şeyler yap ne bileyim ayağınla ez ya da bir yerlere fırlat yemek nedir sen ne boş bir devsin böyle!"
Her şeye muhalefet orospu çocuğu kafasını karıştırmışken u/Melik0S devin ayak tırnağının arasına tüm gücüyle saplıyor kılıcını, tırnağının altından kanlar akıyor; diğer ayağıyla acı içinde tekmelerken Melikos'u metreler uzağa. Hassiktir.
Devamını izleyemeyecek durumdaydım, bulunduğum surun tam alt kısmına çarpan bir kaya ile yer parçalanmıştı sanki, deprem oluyordu. Asama yaslanamadan yerdeydim. Sura yaslanmış bir merdivenden üzerime bir ork atlarken hiç tanımadığım birisi tutuyor downvoterın kılıç tutan elini. Nickini okuyamıyorum pelerin taktığı için. Arkası dönükken turuncu kılıcını geçiriyor downvoterın karnına, apar topar yerden kalkarken yüzüne dönüp teşekküre fırsat ararken ettiği tek kelime ile pelerini çoktan gözden kayboluyor:
"Görükle..."
Vay orospu çocuğu. Demek sendin.
Savaş tüm kızgınlığıyla ilerlerken yerde yatan ImmortalThot, Melik0S'un yaptığı saldırıyla devin ellerinden kurtulmuş bile. Sur Kapısı devin çivili eldiveni ile dövülürken her darbede daha az sağlam duruyor, çöktü çökecek. Tek iyi haber, süvarilerin mancınıklara ulaşmış olması gibi görünse de, etrafa baktığımda etrafı sarılı corneliusun bağırarak baltasının birini maviyle boyalı bir komutana fırlatması ve yaralı u/pervane_pascha'nın tek eliyle tuttuğu kılıcıyla sırtını duvara yaslamak zorunda kalması iyi gözükmeyen manzaranın içerisinde küçük nüktelerdi sadece.
Kapı büyük bir zangırtıyla parçalanıp düştü.
İçeriye akın ediyordu downvoterlar, u/phalaknenin edit golemleri bile hepsine yetişemeyecek kadar yavaştı; kendisi de aralarına atlayıp ingiliz anahtarını bir onun bir diğerinin kafasına savurmaya başladı, fakat bu yegane bir çabaydı.
Kaybediyorduk.
******************************************************************************************************
"Lord Nerede!?"
Hustle'a bağırıyordum, savaşın başlama emrinden sonra gözden kaybolmuştu. Eğer Hot Posts da maviye bulanırsa kgbnin düştüğü anlamına gelirdi, en çok ihtiyaç olduğu zamanda neredeydi bu adam!
Derken kıyamet koptu.
"AÇILIN OROSPU ÇOCUKLARI!"
Lord daha önce hiç görmediğimiz bir yeşil savaş arabasının üzerinde kılıcını sallayarak bağırmaya başladı!
"KGB DEVAM EDECEK!"
Kalabalığın arasına düşmüş bir meteor gibi parçalıyordu downvoter birliklerini, kelleler kum torbaları gibi yere yığılıyordu kgbnin girişinde. Birliklerin etrafında daireler çiziyor, her dönüşünde çivili parlak savaş arabasını sürdüğü downvoterları buğday tanelerini öğüten buğday taneleri gibi üzerlerinden geçiyordu. BU ŞEY DE NEYİN NESİ!
Kıyamet makinesinin üzerinden atlayıp kılıcını sapladı göğsüne birinin, suratına yaklaşırken sözlerini fısıldıyordu:
"Reddite hoşgeldin, amk new'i!"
Koyu yeşil/siyah araba ise çıldırmışçasına dört dönüyor, biçiyor, üzerlerinden geçiyordu yoz downvoterların. Yükselen bir metal konserinin delirmiş ritmine kapılıyor savaş arabası. Beyaz asamı tuttum u/furkantopal'a, kan kokusunu andıran kara büyü ile kutsamamı okurken kana boyanmış yüzünü siliyor.
Çelik tutamaçlarındaki yazı parlıyordu arabanın savaşın ortasında: u/AutoModerator.
Maun tekerlekli kıyım makinesini arkasında bırakırken koşmaya başladı devin üzerine, sırtındaki kurt postu omuzuyla bütünleşmiş; koşarken ritmiyle kavruluyordu savaşın.
u/TigrisSs altındaki zemini bozdu devin, sarmaşıklar yetmiyordu ama bastığı yerin çamurdan bir bataklığa evrilmesiyle sarsıldı yerine sabitlenirken. u/Cathessisi gördüm lord yanından koşarak geçerken, planı o da anlamıştı. Devin üzerine koşarken rüzgar büyülerini lordu sarmak için kullandı, T4LK diz çöküp basamak oldu lord üzerine koşarken; dostunun sırtına sertçe basarak yükseldi güneşin önünü ay misali kapatan u/furkantopal! Devin omzuna sapladı kılıcını sabit durmaya çalışırken. Koşturmaya başladım ben de, tüm kalabalığın üzerine, u/YanikTheGent uzattığı eliyle atlamam bir oldu kara ata.
Yanımızdan u/csyeninden koşturuyordu boz süvari,
"Bir fikrim var!"
Göğüslüğünün arasına sıkıştırdığı bir urganın tek ucunu attı üzerimize, u/YanikTheGent bir eliyle sıkıca kavrıyordu dizginini atın, diğerinde ise ipin bir ucu vardı, iki yana ayrıldık ipi gererken.
Ayaklarının etrafında daireler çiziyordu iki at ipleri gererken, en son yere indik ve çekmeye başladık; u/KiracUzun ve u/csyeniden de çekiyordu. Üldürülen üniversite öğrencisi ise taştan zırhını yarıp deliyordu omzunu, sırtını fakat hala daha ayaktaydı. Dev bir beton heykeli iplerle devirmeye çalışan kişilerdik.
Ta ki bir alev sütunu bir mızrak gibi göğsüne çarpana kadar mark hizmetkarının. Bu Kürşat! Yüzünün kenarlarındaki kızıllıklar tüm vücudunu sarmış, sanki başka bir forma bürünmüştü savaş için. Geri adım atmaya çalışırken iplere takılan ayaklarını tüm gücümüzle asılıyorduk, belimdeki sorun bundan hiç memnun olmayacak!
Zangırtıyla düşerken u/furkantopal'ın atladığını gördüm kürşatın üzerine. Alevlere bürünmüş ileri gidiyorlar
u/corneliusvanbaerle yanındaki u/wingedhussar ile hala daha düşmemiş birer kale gibi, onları düşürebilecek tek şey sanırım u/wingedhussar'ın "Hiç ork siktin mi abi" tarzındaki soruları.
İlerlerken sayımızın azaldığını, fakat karşımızdakilerin hala daha taze kovandaki arılar kadar çok sayıda olduğu gerçeği yüzümüze çarparken duraksamadık bile. Epi topu 400 aktiftik o saatlerde. Kürşatın alevleri bir havai fişeğin yavaşça süzülen parçaları gibi ateşten bir iz bırakıyor, ölüme gidiyoruz.
Lord kılıcını havaya kaldırana kadar öyle sanıyorduk en azından.
"Bakıyorum da siz sadece sıradan postlarla gelmişsiniz, daha fazlasına ihtiyacımız var."
Textpost Çağrısı
Yerin altından çıkmaya başladı iskeletler, etraflarında kızıl savaş sisi; bunlar ghostlar!
DEMEK TÜM BUNLAR OLURKEN BURADAYDINIZ OROSPU ÇOCUKLARI!
"Biz porno izlemeye geldik knk nsfw yoksa geri dönücez furki"
Demek Lylo'nun ifşasından beri burada sessizce bekliyorlardı, inanılmaz.
Cesetlerin üzerinden zıplayan cüce cornelius u/phalakne'nin edit savaş arabalarından birine atlamış koşarken sırtında u/wingedhussar ile koşturan u/berdog'u gördüm, yanlarında u/s_v_m ise bir dver'ın gırtlağından çıkardığı kılıcı ile olayı kesiyordu; mezbahadan fırlamış gibiydi kanlara boyalı. u/s_v_m'nin çocuksu mutluluğu vardı bir yandan omuz omuza çarpışıyor oluşumuzun, yüzü gülüyordu.
"BANLATTIM OROSPU ÇOCUĞUNU! 22si düştü!" diye el sallıyordu bize,
Ve sırtına saplandı bir kör kılıç.
Sesi kesildi, gırtlağı kan doldu.
Nefesi yarım kaldı.
Gözleri kaburgalarını yırtan metalin acısıyla boyalı incileri andıran kızıl damarı kürelere dönüştü.
Arkasında duran orijinal içerik flairi koymuş bir reposter, başka gruplardan çaldığı post ile kgbnin etrafında dolanan bir celladın kılıcına sahipti. Kural 3 ile birlikte svmnin de zırhını parçalamıştı.
Gözleri kızıllıkta kayarken yere yığıldı erişkin hobbit.
Sol elindeki kılıcı yere düştü.
************************************************************************************************
Olduğum yerde kalakalmıştım u/s_v_m'nin düştüğünü görmemle, üzerine doğru koştururken bakışlarını üzerime dikmiş sahte orijinal içerik üreticisi, gözlerini bir an bile üzerimden ayırmadı. Sırtına u/hamhumsaralop atlayana kadar.
"Siz köylü orospu çocuklarını diri diri yakmak gerek" derken hançeriyle zıplayarak boğazını kesti düşmanın, fakat svmyi götürmemiz gerekiyordu.
u/karmamarma1'i gördüm sırtlanırken,
"onu u/idillogia'nın yanına götür!"
Işık mikroskobuyla günden güne yeni merhemlerin üzerinde çalışan mutfak robotu geldi aklıma sadece
Kürşat ile kalanları biçerken turuncuya boyadık kalan dvoter klanını, u/pervane_pascha'nın yanına ie u/ayseyz yetişmiş, küçük çaplı bir ok yağmuruyla kurtardığı ateş çemberinin ortasından omzuna girerek çıkartıyordu paşayı.
u/skyxco sırtındaki kgb bayrağı ile koşuyordu düşman birliklerinin üzerine, turuncu kılıcı ile bir an bile durmadı. Ayakta kalan son dvoterın ölümü de onun elinden oldu. John wick edasıyla yere tükürürken son gürültüyü kopardı:
"SAVAŞ BİZİMDİR!"
Sonrasında o da yorgunluktan yalpalayarak yere yığıldı. Haklıydı. Savaşı kazanmıştık. Artık bitmişti.
***********************************************************************************************
***********************************************************************************************
~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~Yolculuk Şarkısı~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~
O günün şafağında işine 4 koldan sarılanları görürdünüz. Tüm amk n*wi cuceler sabah u/terstensaplayan123 nin attığı 144p nsfwler ile uyanır ve yabancı subredditlerden kaynak ve bilgi toplarlardı. Old flairine sahip bilge ırklar ise eski KGB postlarını reddite uploadlayarak hepimize gereken ruhu aşılamaktan sorumluydu. Kimileri fazla comment atardı, kimileri az. Bir tanesiyle ara ara yollarımız kesiştiğinden, commentlerine reply atarken de ayrı bir mutlu olurdum, u/TigrissSs (ismini bir türlü yazamamışımdır.) Her flair sahibine tutulmuş bir ayna gibiydi ayrıca, en yaygın "Kalktı" flairli genç hobbitler gerçekten de sabah erkenden kalkip, nsfw postları arasında en iyisine upvote atabilmek için grubun derinliklerine inerek New Posts'ta dahi arama yaparlardı.
u/skyxco ise katrana bulayıp tüğ dökerek siktiği annelerden bahsederdi hala daha chatroomda. Aramızda yeni yeni görmeye alıştığımız u/atakankolali ise muhabbet kuşu gibi tekrar ederdi konuşulanları, bir şeyi kaçırırsanız ondan dinlemeniz mümkündü. u/wingedhussar sorular sorar, u/YanikTheGent ile u/skyxco debelenirdi tavernanın ortasında. u/kralperxx ise hala daha u/okuryusuf'un peşinden gidip gerçek bir orospu çocuğu olmak için çabalıyor.
u/s_v_m'yi ise savaştan sonra revirde yatarken gördüğümü hatırlıyorum, fakat eminim ki onu kurtaran şifalı merhemler ve büyüler değil, irades... Büyük ihtimalle gruptakı %0.001lik östrojen seviyesi.
Surları onarıyordu u/cemceylan ve u/25122203 her sabah, gedikleri kapatmasında yardım ediyorlardı tüm kgb halkına. u/sunqfu çiziyordu destansı resimlerini kgb'nin hala. u/ministerblackveil ise kgb'nin kiliselerinde oturmuş, yaralı ruhunu sarıyor; sükunetle dinleniyor kayıp rüzgarların altında. u/pervane_pascha deri sandalyesinde mecmualarını okuyor, u/BraveShadow ve nicelerimiz koşturuyor kgb sokaklarında.
Savaştan sonra göremediğim tek kişi u/Cathessis. Son bir konuşmamız oldu:
"Nereye gidiyorsun?"
"Bu evrendeki tek kgb biz olabiliriz, ama başka yerler de var. Hala daha bir yerlerde direniyor kgbliler. Yalnız değiliz."
"..."
"Başka evrenlerde, başka kgbler var."
"Anlıyorum." dedim genç görünümlü büyücüye, onun da zamanı gelmişti demek. Anlıyorum.
***************************************************************************************************
Peki ben Saruman ne yapıyordum?
ZABUMAFU tam anlamıyla uyanmıştı. Kadimlerden eski bir zaman geliyordu, ve biz bunu yapmak zorundaydık. Seçilmiş olanların belirleneceği yegane yolculuk. 1 ay elimizden düşmeyen vişneli çizkeklerimize hakim olmak zorundaydık, yoksa detroit kurbağaları gibi dilleyen bir kadın gelecek ve bizi ele geçirecti. Vakit çüklerimizi cebimize sokup ilerleme vaktidir.
Beklenmeyen yolculuk başlamıştı...
*********************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************************
Part3'ün sonundaki bu şiir ile çoktan anlatmış olduğum downvoter savaşına tanıklık ettiniz, güzel vakit geçirmenizi sağladıysam ne mutlu bana

Gün doğumunda, yükselen ağaçlara bakın!
Kamp kuran hobbitlere ve zambaklıgöle.
Teknelerin yanaştığı Taşkın Deniz'e veyahut
Olgunluktan yere düşen Turunç meyvelerine!
Onlar ki, dünün başyapıtlarıdır.

Gün batımında, yükselen mızrakları seyredin!
Kılıç kuşanan cüceleri veya yaprakhançerlerlileri.
Çelik seslerinin yükseldiği Günlimanı'nı ya da
Kanca gagalı Leşyiyicilerı!
Onlar ki, bugünün eserleridir.
KULAK VERİN!
YENİ GÜNÜN ŞAFAĞINA.

Yeni gün doğumunda, parçalanmış ağaçlara bakın.
Sönmüş kamp alevine ve kırmızı dolmuş zambaklıgöle.
Dibinde batıklarla Taşkın Deniz'e veyahut
Yere yığılmış körpe elf cesetlerine.
Onlar ki, dünün izleridir.

Yeni gün batımında, tekneler yaptığımız ağaç parçalarına bakın!
Küllerden merhem yapan elf kızlarına.
Batıklarda altın bulmuş heyecanlı hobbitlere veya
Elf kanıyla yeşermiş parlayan Ixora çiçeklerine!
Onlar ki, yarının umutlarıdır!
Kazandık.
******************************************************************************************
Amını dengesini siktimin manyağı, ne uzun yazmış yine aq
submitted by SikiTuttunSaruman to KGBTR [link] [comments]


2019.03.29 13:30 sgulleer Onkel Hotel Beldibi Resorts

Yavaşta olsa yaklaşan yaz ayları için tatile çıkmaya heves etmeye başladık bile. Size geçen yaz ailecek gittiğimiz, bu yaz da tercimiz olacak Onkel Hotels Beldibi Resort hakkında deneyimlerimi paylaşacağım. Tatil için otel arayışında olanlara bu şekilde bir faydam olur belki.
Onkel Hotels Beldibi Resort Antalya'nın en güzel ilçelerinden biri olan Kemer'de bulunuyor. Kemer merkeze oldukça yakın olduğu için, otel dışında da vakit geçirmek isterseniz ulaşım gayet kolay. İster yürüyerek ister dolmuş ya da taksi kullanarak gidebilirsiniz.
Otelin en çok sevdiğim ve bizi cezbeden kısmı her yaştan misafirin eğlenceli vakit geçirebilmesi için aktivitelerinin olması. Animasyon ekibi işini o kadar iyi yapıyor ki, zaten eğlenmemek mümkün değil. Çocuklar için olan faaliyetlerde çocuklarla bir bir ilgilenerek içimizi rahatlatıyorlar. Çocuk havuzu, çocuk parkı ve mini club çocukların aklını başından almaya yetiyor. Böylece sizde çocukları uzman kişilerin gözetimine bırakıp rahatça dinlenebiliyorsunuz.
Onkel Hotels Beldibi Resort ultra her şey dahil konseptinde hizmet veriyor. Her şeyin elinizin altında olması, özellikle çocukların ekstra istekleriyle sürekli para harcama durumunda kalmamak gayet avantajlı oluyor. Yemekleri çok lezzetli ve yorumlara da baktığımda herkesin aynı fikirde olduğunu görüyorum. Yemek çeşitliliği fazla ve bu da sizi kararsız bırakabiliyor. Akşam yemeklerinde ki şovları izlenmeye gerçekten değer bu arada. Bir de geç kahvaltı uygulamasının olması çok iyi oluyor çünkü, bazen tatil rehavetinden erken kalkamayabiliyoruz haliye. Gerçi kahvaltı olmasa bile gün boyu atıştırmalık alabileceğiniz büfe ve barlar mevcut.
Onkel Hotels Beldibi Resort denize sıfır konumda bir otel. Özel plajı ve iskelesi bulunuyor. Kendi plajı olduğu için şezlong ve şemsiyeye de ücret ödemiyorsunuz. Antalya'nın denize girebilecek en güzel yerlerinden biri olan Kemer'de, denizin hemen yanı başında tatil yapmak bana çok iyi geliyor şahsen.
Yoğun bir yıl geçirdiyseniz ve tam anlamıyla dinlenmek istiyorsanız Onkel Hotels Beldibi Resort Otel'in Spa bölümünü ayrıca tavsiye ediyorum. Türk hamamı, sauna ve masajlar insanı gerçekten çok rahatlatıyor.
Biz geçen yaz olduğu gibi bu yaz da Onkel Hotels Beldibi Resort Oteli tercih edeceğiz. Antalya’da tatile gitmeyi düşünen herkese bu oteli tavsiye ederim.
submitted by sgulleer to u/sgulleer [link] [comments]


2019.01.17 20:08 fragmanlife Yeni Gelin Dizisi Hikayesi ve Oyunculari

Yeni Gelin Dizisi Hikayesi ve Oyunculari Şehirli genç bir kızın yeni gelinlik hallerini konu alan Yeni Gelin'de başrolleri Jessica May ve Tolga Mendi paylaşıyor. Dizide Mustafa Avkıran, Dağhan Külegeç, Sema Keçik, Lale Başar, Renan Bilek, Yonca Şahinbaş, Burçin Bildik, Zeynep Kankonde, Esin Gündoğdu, Murat Kocacık ve daha birçok ünlü oyuncu da yer alıyor. Dizisinin senaryosunu Ersoy Güler yönetmenliğini ise Tülay Kocatürk ve Ersoy Güler üstleniyor.
Jessica May Yeni Gelin/Bella Öztürk/Jessica May “Yeni gelin, sevdalı gelin, saf, masum, biçare gelin...”
Türkiye Büyük Elçisi bir babayla, yüksek sosyete bir annenin İspanya’da dünyaya gelmiş biricik kızıdır. Bilgili ve görgülü olmasının yanı sıra aşırı sevecen, cana yakın ama bir o kadar da sakardır. Hayatının aşkının terkesine atlayıp Çukurova’ya kadar gözü kapalı gelmiştir. Konaktaki şer ittifakı gözünü açacak diye beklenirken onun gözleri, aşktan daha bir kör olmuştur. Ona göre herkes özünde iyi insandır. Şer ittifakının başı Möhteber bile... Onun iyiliği, herkesi iyi etmeye yetecek midir?
Jessica May Kimdir, Kaç Yaşında? Jessica May, 5 Aralık 1993 yılında Paranacity'de doğdu. Kitap okumak ve ata binmeyi seven Jessica, 1.75 boyunda, yeşil gözlü ve yay burcudur.
Biyolojik Bilimler Bölümü'nü kazanan Jessica May, kariyerine model olarak devam etmek için eğitim hayatına ara verdi
Köpekleri çok seven Jessica May, özellikle sokak köpeklerine elinden geldiğince bakmaya çalışıyor. En büyük hayallerinden biri sokakta bulduğu köpeklerden bir hayvan çiftliği kurmak.
15 yaşına kadar çiftlikte büyüyen Jessica'nın öğretmen olan annesi ve çiftçi olan babası Brezilyalıdır. Ayrıca veterinerlik okuyan bir erkek kardeşi vardır.
Türkiye'yi gezmekten ve farklı kültürleri tanımaktan keyif alan Jessica'nın farklı şehirleri görmek, sıcak ilişkiler kurmak yapmak istediği planları arasında.
Jessica May, Show TV'nin yeni dizisi Yeni Gelin'de, Türkmen Aşireti'ne gelin giden genç bir kızı oynayacak.
Tolga Mendi Yeni Gelin/Hazar Bozok/Tolga Mendi “Hikayemizin Romeo’su, Çukurova’nın modern ağası...”
Bella’nın prensi, Bozok Aşireti’nin varislerinden biridir. Doğduğu toprakların gözü pekliğini, yüreği karalığını almış; dayatmalarına ise her daim karşı çıkmıştır. Öyle ki, bir anda vurulduğu yarı İspanyol Bella’yı takıp koluna konağa gelin diye getirmiştir. Hazar, ölümüne aşık; ailesi ölümüne inatçı. Ama Hazar daha inatçı. Çünkü ona göre aşk, her savaşı mutlak zafere taşıyacaktır.
Tolga Mendi Kimdir, Kaç Yaşında? 23 Mart 1993 yılında doğan Tolga Mendi, 1.86 boyunda, 80 kilo ve Koç burcudur. İlgi alanları; fitness, sinema ve tiyatrodur.
İsmail Safa Özler Almanca Anadolu Lisesi'nden mezun olan başarılı oyuncu daha sonra Çukurova Üniversitesi İnşaat Mühendisliği'nde okumaya başlamıştır.
2 dönem oyunculuk eğitimi alan Tolga Mendi, Show TV'de Acı Aşk dizisinde yer almıştır. Tolga Mendi, Yeni Gelin'de Hazar karakteriyle izleyicilerinin karşısına çıkacak.
Mustafa Avkıran Yeni Gelin/Kalender Bozok/Mustafa Avkıran “Bozok Aşireti’nin Mezopotamya Yürekli Türkmen Reisi…”
Dağ gibi, kale gibi dimdik dursa da, evlatları için kireç taşı misali ufalanır yüreği… Koca aşireti, tek lafıyla hizaya sokar sokmasına da, üç kadınla baş etmek kolay mı? Hem de biri Kürt, biri Arap, biri de Laz… Mezopotamya yürekli dediysek boşuna demedik…
Mustafa Avkıran Kimdir, Kaç Yaşında? 1963 yılında Gaziantep’te doğdu. 1983 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü’nden mezun oldu. Mezun olduktan sonra İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda çalışmaya başladı. Bir yandan da Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuarı’ndaki yüksek lisansını tamamladı. Mustafa Avkıran, 1987 yılında ‘Küçük Prens’ oyununda başladığı yönetmenlik hayatına İstanbul, Van, Ankara, Antalya, Bursa ve Trabzon Devlet Tiyatroları, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Bakırköy Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nda devam etti. 1993-1995 yılları arasında Antalya Devlet Tiyatrosu’nda müdürlük yaptı. Sanat üretimiyle uzun yıllarını geçirdiği Devlet Tiyatroları’nda yaptığı işlerle; birçok ödül kazandı. 1995 yılında ilk sinema filmi, ‘Sokaktaki Adam‘ ile 32. Altın Portakal Film Festivali'nde ve 18. Siyad Türk Sineması Ödülleri’nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü aldı. Bu filmi, sonrasında ‘Cumhuriyet’, ‘Kayıkçı’, ‘İstanbul Kanatlarımın Altında’, ‘Hayatının Tek Yolculuğu’, ‘Mutluluk’, 'Av Mevsimi’, ‘Hadi baba Gene Yap’ ve ‘Delibal' gibi başarılı filmler takip etti. Mustafa Avkıran’ın Oynadığı Diziler Yeni Gelin/Kalender Bozok/2017 Filinta/2015 Sevdam Alabora/2015 Kaçak/2013 Kuzey Güney/2011 Karakol/2011 Yaprak Dökümü/2009 Ezo Gelin/2006 Kayıt Dışı/2005 Beni Bekledinse/2003 Kınalı Ka2002 Kurşunkalem/2000 Yılan Hikayesi/2000
Dağhan Külegeç Yeni Gelin/Kağan Bozok/Dağhan Külegeç “Bozokların en büyük varisi, kardeşinin gölgesini yırtmaya çalışan bir büyük abi… ”
Şirketlerin ve işlerin yükü onun üzerindedir. İçten içe hep kardeşi Hazar’ı kıskanmıştır. Çünkü Hazar, onun yaşayamadığı hayatı yaşamaktadır. Kağan ise hiçbir zaman Hazar gibi isteklerinin ve tutkularının peşinden gidecek gücü kendinde bulamamıştır. Her ne kadar Hazar’ı yerden yere vursa da, Hazar’ın başı tehlikeye girdiğinde ilk o koşar, yardımına.
Dağhan Külegeç Kimdir, Kaç Yaşında? Dağhan Külegeç, 18 Ekim 1978 yılında İstanbul'da doğmuştur. Eğitimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde tamamlamıştır. 2002 yılında G.A.G. programında yardımcı yönetmen, 2003 yılında ise Over Game adlı bilgisayar oyunu programında sunucu olarak çalıştı. Genç oyuncunun rol aldığı ilk tv dizisi, 2003-2004 yılları arasında kadrosunda bulunduğu Lise Defteri oldu. Serhat karakterini canlandırdığı Lise Defteri’nde 27 bölüm oynayan Külegeç, bu dizinin sona ermesinin ardından kadrosuna katıldığı Hırsız Polis dizisinde canlandırdığı Jilet karakteri ile 2005-2006 yılları arasında sevenlerinin karşısına geçti. Dağhan Külegeç’i asıl popülerliğine kavuşturan yapım ise, 2007 yılında başlayan ve 2011 yılına kadar devam ettiği Kavak Yelleri dizisi olmuştur. Bu projeden sonra 2014 yaz sezonunda Kiraz Mevsimi adlı dizide rol almış, aynı dönemde Ayşe Erbulak ile birlikte Erbulak Oyunculuk ve Yazarlık Evi’ni kurmuşlardır. 11 Mart’da Show TV ekranlarına gelecek Yeni Gelin dizisinde Kağan karakterini canlandırmaktadır.
Sema Keçik Yeni Gelin/MöhtebeSema Keçik “Kalender’in ilk karısı; şeytanın pabuç tedarikçisi, alicengiz oyunlarının oyun kurucusu… ”
Kalender’in ilk göz ağrısı... Mecazi değil, Möhteber, gerçekten Kalender’in dinmek bilmeyen ağrısıdır. En çok da baş ağrısı... Bozok’ların düşmanı Duran Aşiretindendir. İki düşman aşirete barış köprüsü olacağına tüm köprüleri yakmıştır. Artık hayattaki en ulvi amacı -kendi tabiriyle bela gelin- Bella’yı bir an önce konaktan def etmektir.
Lale Başar Yeni Gelin/Kamilla Öztürk/Lale Başar “Avamlık, cehalet ve köylülük düşmanı. Sosyetenin Çukurova’da parlamaya çalışan neferi”
Bella’nın asilzade annesi, tam bir İspanyol hanımefendisidir. Otoriter yapısından mütevellit kocası ve kızının bütün haklarına el koymuş, onlar üzerinde her konuda söz sahibi olmuştur. Bella, Hazar’la evlenerek bu ipoteği hayatının üzerinden kaldırsa da kurtuluşu hiç kolay olmayacaktır. Çünkü hiçbir kavga, Kamilla daha son sözünü söylemeden bitemez.
Renan Bilek Yeni Gelin/Kamil Öztürk/Renan Bilek “Devletlerin temsilcisi, kendi hayatının sadece izleyicisi...”
İlk görev yeri olan İspanya’da hayatının aşkı Kamilla’yla tanışmış, bu vesileyle de prensesimiz Bella’nın babası olmuştur. Kamil yıllarca kılıbıklığın doruklarında yaşamış, sosyal hayattaki statüsünü eve girerken portmantoya asmak zorunda kalmıştır. Kim bilir belki Çukurova’da esen rüzgar, Kamil’e iyi gelir, ona taa derinlere gömdüğü maçoluğu hatırlatır.
Yonca Şahinbaş Yeni Gelin/Asiye/Yonca Şahinbaş “Kalender’in son karısı, Bella’nın gözdeşen kaynanası”
Kocasını da, oğlu Hazar’ı da kimselerle paylaşamaz o. Karadeniz’in koca dalgalarıyla besler hem inadını hem de kıskançlığını. Bella’yla Hazar’ın divane aşkına dellenip de ortalığı birbirine katacak, Bella’ya değil konağı, koca Çukurova’yı dar edecektir. Memleketinin tabiriyle, çok fena garıdur haaa!
Zeynep Kankonde Yeni Gelin/Ayşe/Zeynep Kankonde “Kalender’in ortanca karısı; konağın işveli, cilveli, şuh kahkahası…”
Valla ondaki özgüven kimsede yok, bizden demesi... Kocasını iki kadınla daha paylaşsa da pastanın en büyük payını kendisinin aldığına inanır. Kadınlığını, bir cephanelik gibi kullanıp o pastadan o payı alır. Hayattaki ulvi amacı, Möhteber’e yanaşıp Asiye’yle aşık atmaktır.
Zeynep Kankonde Kimdir, Kaç Yaşında? Zeynep Kankonde, 1 Nisan 1980 Eskişehir doğumludur. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı Sahne Sanatları bölümünde oyunculuk eğitimi almıştır. Birçok sinema,tiyatro ve tv projesinde görev almıştır. Deniz Çakır ile birlikte yer aldığı 'Bütün Kadınların Kafası Karışık' adlı tiyatro oyunu İstanbul başta olmak üzere, birçok ilde seyirci karşısına çıkmaya devam etmektedir.
Zeynep Kankonde Oynadığı Diziler 2017/Yeni Gelin 2016/Altınsoylar 2015/Tutar Mı Tutar 2015/Kiraz Mevsimi 2014/Ulan İstanbul 2013/Kayıp 2012/2 Yaka 1 İsmail
Zeynep Kankonde Oynadığı Filmler 2016/Görümce/Kıvanç Baruönü 2016/Bir Baba Hindu/Sermiyan Midyat 2016/Dedemin Fişi/Meltem Bozoflu 2015/Senden Bana Kalan/Abdullah Oğuz
fragmantv seslisohbet fragmanlar seslichat
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]


2018.01.15 20:56 focaotel1887 Foça Firma Rehberi Neler Vardır ?

Foça Firma Rehberi Neler Vardır ?
Foça Otel 1887 ve Foça'ya hemen hemen herkesin yoğun bir ilgisi, yoğun bir merakı var. Bu yerleşim yerinin bu kadar merak edilmesinin altında yatan etmen ise belli aslında. Turizm ve kültür potansiyeli bakımından eşi benzerine rastlanmayan bir yerleşim yerini oluşturmasıdır. İşte bu özelliği sayesinde bölgenin sağlamaya devam ettiği pek çok imkanlardan yararlanmak ve bunları yakından tanımak amacıyla yılda on binlerce yerli ve yabancı ziyaretçi, turist akınına uğramaktadır. Bu bakımdan da daima öne çıkan bir özellik göstererek sıra dışı tatil deneyimini ziyaretçileriyle buluşturmaktadır.
Foça' da Havuzlu otel fırsatı Foça'da özellikle eski Foça'da havuzlu oteller bulunmaktadır. Bu oteller sayesinde havuz kenarında kahvaltı, öğle arası ya da deniz kenarında hafif esen deniz meltemlerine karşı romantik bir akşam yemeği yenebilir. İşte bütün bu imkanları sağlamaya devam eden havuzlu oteliyle Foça tamamen yeryüzünün turizm cenneti olmayı çoktan hak etmiş bir yerdir. Bu da Foça firma rehberi olarak gerçekten de görülmesi gereken yerlerin başında gelmesini mümkün kılmaktadır. Bütün bunların dışında kalan yönleriyle Foça'nın tamamen eşsiz ve tamamen ayrıcalıklı hizmet sunmaya devam eden yanlarından birisi de yöresel lezzetler sunmasıdır.
Foça El işi yemekler Foça'nın geleneksel kültür turizmi kadar geleneksel damak zevkleri de hemen hemen her ziyaretçisi tarafından merak edilenlerin başında gelmektedir. İşte bu bakımdan da söz konusu yerleşim yerinin sağlamış olduğu belli başlı üstün yönleri düşünülerek el işi yemekler yapılarak bunları tatmak ve bu tatlarla bambaşka damak tatları elde etmek mümkün olmaktadır. Hem bu sayede İzmir-Foça'nın kendisine has damak üslubunu da bu sayede yakından görebilme fırsatı da elde edilmiş olur. Bütün bu özellikler düşünülerek öne çıkmaya devam eden el işi yemekler havuzlu otel kenarlarında verilmektedir.
Foça tarafından sağlanan belli başlı tüm bu özellikler düşünülünce de tamamen daha önce gerçekleştirilmemiş olan bir tatil anlayışı meydana gelmektedir. Özellikle bayram günleri, yılbaşı ve resmi tatillerde hem ilçe içinden hem de ilçe dışından misafirlerini ağırlamayı sürdürmektedir. Ağırlamaya devam etmesinin yanında daima sıcak, içten ve gülücüklerini eksik etmeyen anlayışıyla Foça gerçekten de yeryüzünün cenneti olmayı hak etmektedir. Kaynak : https://www.focaotel1887.com/foca-firma-rehberi-2018/
submitted by focaotel1887 to u/focaotel1887 [link] [comments]


Su altında 'maske ve eldiven' kirliliği Altında Dalgalar Çok Arttı, Buradan Altın Alınır mı? DENİZİN ALTINDAN TANK BULDUK !! (VALLAHİ BULDUK) - YouTube [Lyrics]Hikayem Bitmedi (Can Bonomo) - YouTube 30 METREDEN DENİZE ATLADIM !! (Cliff Jumping) - YouTube Efe ve Deniz, Aslı İçin Kozlarını Paylaşıyor! - Kavak Yelleri 59. Bölüm KAMBOÇYA KOH RONG SAMLOEM ADASINDA YAĞMURUN ALTINDA DENİZE GİRMEK İSKELEDEN ATLAMA 2 ( GoPro DENİZ ALTI ÇEKİM ) !! Vücudumuzun her yerinin eşit derecede bronzlaşması için nelere dikkat edelim? Siyah maske çenesinin altında, denize girdi - YouTube

Antalya'da su altında 'maske ve eldiven' kirliliği - Son ...

  1. Su altında 'maske ve eldiven' kirliliği
  2. Altında Dalgalar Çok Arttı, Buradan Altın Alınır mı?
  3. DENİZİN ALTINDAN TANK BULDUK !! (VALLAHİ BULDUK) - YouTube
  4. [Lyrics]Hikayem Bitmedi (Can Bonomo) - YouTube
  5. 30 METREDEN DENİZE ATLADIM !! (Cliff Jumping) - YouTube
  6. Efe ve Deniz, Aslı İçin Kozlarını Paylaşıyor! - Kavak Yelleri 59. Bölüm
  7. KAMBOÇYA KOH RONG SAMLOEM ADASINDA YAĞMURUN ALTINDA DENİZE GİRMEK
  8. İSKELEDEN ATLAMA 2 ( GoPro DENİZ ALTI ÇEKİM ) !!
  9. Vücudumuzun her yerinin eşit derecede bronzlaşması için nelere dikkat edelim?
  10. Siyah maske çenesinin altında, denize girdi - YouTube

Orjinal Cover:https://www.youtube.com/watch?v=b3G6Ly7KMz0&list=RDMMb3G6Ly7KMz0 Müziğin Tüm hakkı 'Doğa Yıldırım''a aittir,videodan.mp3 izinsiz alınmıştır ... 30 METREDEN DENİZE ATLAMA CHALLENGE!! videomuz sizlerle. Arkadaşlar bugün Antalya Liman da Sıçan adasına tırmanıp çok yüksekten denize atladım. Aynı zamanda ... Ons ve gram altın yorumumda altın için içinde bulunduğumuz ekonomik konjonktürü anlattım. Dünya piyasalarındaki panik nedeniyle altın fiyatlarında da anormal hareketler görüyoruz ... Efe ve Deniz, Aslı İçin Bir Birlerine Girdi. Kavak Yelleri 59. Bölüm Efe-Aslı aşkı açığa çıkıyor, Deniz şok oluyor! Düğünün finalinde perdenin açılmasıyla, b... Merhaba ben Mert Aktaş, bu youtube videomda Kamboçya'da bulunan Koh Rong Samloem adasında sabahın saat 8' inde çıkardığı ses ile beni yatağımdan kaldıran yağmurun altında denize ... Vücudumuzun her yerinin eşit derecede bronzlaşması için, mayo tercih ediyorsak aynı tarzda mayolar, bikini tercih ediyorsak aynı modelde bikiniler ile güneşe çıkmaya dikkat etmeliyiz ... DENİZİN ALTINDAN TANK BULDUK videomuz sizlerle. Arkadaşlar bugün Antalya Kaş ta su altı dalış turizmi için batırıldığı söylenilen bir tankı keşfetmek için yo... İskeleden Atlama 2 Videosunu Çektik , GoPro'yla deniz altında kısa bir gezinti .. Biz çekerken çok eğlendik . Umarım sizde izlerken eğlenirsiniz. Yüzünüzden gülücükler eksik ... 'Koronavirüs sürecinde gündelik hayatımıza giren maske ve eldivenler son günlerde su altında karşımıza çok çıkmaya başladı. Biz sık sık su altında temizlik çalışması yapıyoruz. Antalya'da hava sıcaklığını ve hafta sonunu fırsat bilen vatandaşlar denize koştu. Dünyaca ünlü Konyaaltı Sahili'nde sosyal mesafe kuralı uygulanmazken, bir ...